Hayatta en çok neyi
beceremedin diye sorsalar, sanırım cevabım hazır olurdu: Herkes gibi olmayı.
Bazı insanlar vardır;
olanı olduğu gibi kabul eder. İçine sinmese de ses çıkarmaz. Kırılır ama belli
etmez. Haksızlığa uğrar, "Boş ver." der geçer. Kavga etmek yerine
susmayı, sorgulamak yerine kabullenmeyi seçer. Belki de bu yüzden daha az yorulurlar.
Ben öyle olamadım.
Çocukluğumdan beri içime
sinmeyen bir şeyi görmezden gelemedim. Bir olay yaşandığında sadece görünen
kısmına bakamadım. Hep "Neden?" diye düşündüm. Bir insanın söylediği
kadar söylemediğine de kulak verdim. Bazen bir cümlenin peşinden günlerce
yürüdüm. Çünkü bana göre insanı anlatan sadece sözleri değil, davranışlarıydı.
Bu yüzden çoğu zaman
"fazla düşünen", "fazla hisseden" ya da "her şeyi
kafasına takan" biri oldum.
Evet, kendimi de yordum.
Ama kendimi kandırmadım.
Çevreme bakıyorum. Bazı
insanlar gerçekten rahat yaşıyor. Çok sorgulamıyorlar. Çok dert etmiyorlar.
Belki de doğrusunu onlar yapıyordur, bilmiyorum.
Ama insan, kendini
sustura sustura gerçekten huzur bulabilir mi?
Ben buna hiç inanmadım.
Elbette her savaşın içine
atlamak doğru değildir. İnsan bazen huzur olsun diye susar. Her söze cevap
vermek de doğru değildir.
Ama sırf birileri
rahatsız olmasın diye kendi doğrularını içine gömmek... İşte onu yapamadım.
Bunun bedeli oldu mu?
Oldu.
Bazen yalnız kalarak
ödedim.
Yanlış anlaşıldığım
zamanlar da oldu, fazla duygusal bulunduğum da... Bazen "Biraz alttan
alsan ne olurdu?" diyenleri de çok duydum. Belki gerçekten daha kolay bir
hayatım olurdu. Daha az kırılır, daha az üzülürdüm.
Olmadı işte.
Çünkü bunun bir bedeli
vardı. Aynaya baktığımda gördüğüm kişi artık ben olmayacaktım. İdare etmeye
çalıştığım her şey, dönüp dolaşıp benden bir şey eksiltirdi.
İşte bunu göze alamadım.
Zamanla şunu fark ettim:
İnsan kendinden küçük tavizler vererek değişmiyor. Her "Boş ver."
dediğinde, her içine attığında, her istemediği hâlde gülümsediğinde biraz daha
kendisinden eksiliyor.
Dışarıdan bakınca kimse
bunu görmüyor.
Çünkü insanlar sonucu
görüyor, yaşananları değil.
Sessiz kaldığında
"Olgun." diyorlar.
Konuştuğunda "Sorun
çıkarıyor." diyorlar.
Sınır koyduğunda
"Zor biri." oluyorsun.
Fedakârlık yaptığında ise
bunu çoğu zaman görev sanıyorlar.
İnsan hangi yolu seçerse
seçsin, birilerinin beklentisini karşılayamıyor zaten.
O zaman neden kendinden
vazgeçsin?
Yaş aldıkça şunu daha iyi
anladım. Güçlü olmak, hiç kırılmamak değil. Güçlü olmak; kırıldığını inkâr
etmeden yoluna devam edebilmekmiş.
Doğru bildiğini
savunurken kimseyi ezmemekmiş.
Vicdanını kaybetmeden,
karakterini koruyabilmekmiş.
Keşke her şeye göz
yumsaydım da demiyorum.
Belki daha sakin bir
hayatım olmadı. Belki herkese kendimi anlatamadım. Belki yanlış anlaşıldığım
zamanlar çok oldu.
Ama hiçbirinde kendimi
başkasının istediği kalıba sokmaya çalışmadım.
Bence insanın en büyük
başarısı da bu.
Herkes tarafından
sevilmek değil; kendi hayatını, kendi değerlerinden vazgeçmeden yaşayabilmek.
Çünkü kimse senin hayatını senin yerine yaşamıyor. Günün sonunda yine kendinle
baş başa kalıyorsun. İnsana kalan da aynaya baktığında gördüğü kişiden
utanmamak oluyor.
Ben kusursuz biri
olmadım.
Hatalarım da oldu,
pişmanlıklarım da... Keşke dediğim şeyler de var.
Ama iyi ki sırf kabul
görmek için başka biri olmaya çalışmamışım.
Bugün bunun huzuru, bana
bütün kolaylıklardan daha değerli geliyor.
Çünkü insanın
kaybetmemesi gereken ilk kişi, kendisi.
Geri kalan her şey
zamanla yerine oturuyor.
Belki geç oluyor...
Ama oluyor.
