1 Ağustos 2026 Cumartesi

Herkes Gibi Olmayı Bir Türlü Başaramadım

 

azar Arzu Sekin'in portre fotoğrafı eşliğinde, kendin olmak, karakter, vicdan ve insanın kendisi olarak kalma mücadelesini anlatan deneme yazısı.


Hayatta en çok neyi beceremedin diye sorsalar, sanırım cevabım hazır olurdu: Herkes gibi olmayı.

Bazı insanlar vardır; olanı olduğu gibi kabul eder. İçine sinmese de ses çıkarmaz. Kırılır ama belli etmez. Haksızlığa uğrar, "Boş ver." der geçer. Kavga etmek yerine susmayı, sorgulamak yerine kabullenmeyi seçer. Belki de bu yüzden daha az yorulurlar.

Ben öyle olamadım.

Çocukluğumdan beri içime sinmeyen bir şeyi görmezden gelemedim. Bir olay yaşandığında sadece görünen kısmına bakamadım. Hep "Neden?" diye düşündüm. Bir insanın söylediği kadar söylemediğine de kulak verdim. Bazen bir cümlenin peşinden günlerce yürüdüm. Çünkü bana göre insanı anlatan sadece sözleri değil, davranışlarıydı.

Bu yüzden çoğu zaman "fazla düşünen", "fazla hisseden" ya da "her şeyi kafasına takan" biri oldum.

Evet, kendimi de yordum.

Ama kendimi kandırmadım.

Çevreme bakıyorum. Bazı insanlar gerçekten rahat yaşıyor. Çok sorgulamıyorlar. Çok dert etmiyorlar. Belki de doğrusunu onlar yapıyordur, bilmiyorum.

Ama insan, kendini sustura sustura gerçekten huzur bulabilir mi?

Ben buna hiç inanmadım.

Elbette her savaşın içine atlamak doğru değildir. İnsan bazen huzur olsun diye susar. Her söze cevap vermek de doğru değildir.

Ama sırf birileri rahatsız olmasın diye kendi doğrularını içine gömmek... İşte onu yapamadım.

Bunun bedeli oldu mu?

Oldu.

Bazen yalnız kalarak ödedim.

Yanlış anlaşıldığım zamanlar da oldu, fazla duygusal bulunduğum da... Bazen "Biraz alttan alsan ne olurdu?" diyenleri de çok duydum. Belki gerçekten daha kolay bir hayatım olurdu. Daha az kırılır, daha az üzülürdüm.

Olmadı işte.

Çünkü bunun bir bedeli vardı. Aynaya baktığımda gördüğüm kişi artık ben olmayacaktım. İdare etmeye çalıştığım her şey, dönüp dolaşıp benden bir şey eksiltirdi.

İşte bunu göze alamadım.

Zamanla şunu fark ettim: İnsan kendinden küçük tavizler vererek değişmiyor. Her "Boş ver." dediğinde, her içine attığında, her istemediği hâlde gülümsediğinde biraz daha kendisinden eksiliyor.

Dışarıdan bakınca kimse bunu görmüyor.

Çünkü insanlar sonucu görüyor, yaşananları değil.

Sessiz kaldığında "Olgun." diyorlar.

Konuştuğunda "Sorun çıkarıyor." diyorlar.

Sınır koyduğunda "Zor biri." oluyorsun.

Fedakârlık yaptığında ise bunu çoğu zaman görev sanıyorlar.

İnsan hangi yolu seçerse seçsin, birilerinin beklentisini karşılayamıyor zaten.

O zaman neden kendinden vazgeçsin?

Yaş aldıkça şunu daha iyi anladım. Güçlü olmak, hiç kırılmamak değil. Güçlü olmak; kırıldığını inkâr etmeden yoluna devam edebilmekmiş.

Doğru bildiğini savunurken kimseyi ezmemekmiş.

Vicdanını kaybetmeden, karakterini koruyabilmekmiş.

Keşke her şeye göz yumsaydım da demiyorum.

Belki daha sakin bir hayatım olmadı. Belki herkese kendimi anlatamadım. Belki yanlış anlaşıldığım zamanlar çok oldu.

Ama hiçbirinde kendimi başkasının istediği kalıba sokmaya çalışmadım.

Bence insanın en büyük başarısı da bu.

Herkes tarafından sevilmek değil; kendi hayatını, kendi değerlerinden vazgeçmeden yaşayabilmek. Çünkü kimse senin hayatını senin yerine yaşamıyor. Günün sonunda yine kendinle baş başa kalıyorsun. İnsana kalan da aynaya baktığında gördüğü kişiden utanmamak oluyor.

Ben kusursuz biri olmadım.

Hatalarım da oldu, pişmanlıklarım da... Keşke dediğim şeyler de var.

Ama iyi ki sırf kabul görmek için başka biri olmaya çalışmamışım.

Bugün bunun huzuru, bana bütün kolaylıklardan daha değerli geliyor.

Çünkü insanın kaybetmemesi gereken ilk kişi, kendisi.

Geri kalan her şey zamanla yerine oturuyor.

Belki geç oluyor...

Ama oluyor.

 

Arzu SEKİN


Herkes Gibi Olmayı Bir Türlü Başaramadım

  Hayatta en çok neyi beceremedin diye sorsalar, sanırım cevabım hazır olurdu: Herkes gibi olmayı. Bazı insanlar vardır; olanı olduğu gi...