Sosyal medyada bir paylaşımın altına ben de bir yorum yazmıştım. Ardından bana gelen cevap, beni gerçekten düşündürdü. Öyle öfkeden çok, insanın içini acıtan türden bir cevaptı. Çünkü içinde hem bencillik vardı hem büyük bir çelişki hem de sorgulanmadan benimsenmiş bir anlayış...
Şöyle yazmıştı:
"Biz yönetimden çok memnunuz. Hatta çocuklarımız bile Türkiye'nin başkanını Almanya'nın başkanı sanıyor." Bunun bir başarı hikâyesi gibi anlatılması da bana ilginç geldi. Çocukların başka bir ülkenin siyasetçisini tanıyor olması elbette mümkündür. Ama bundan siyasi bir üstünlük çıkarmak neyi kanıtlar? Hiçbir şeyi.
Bu cümleyi okuyunca bir an durdum.
Şaşırsam mı, gülsem mi, ağlasam mı bilemedim.
Ama beni asıl düşündüren bu değildi.
Beni düşündüren, bu sözleri söyleyen kişinin Almanya'da yaşıyor olmasıydı.
Çünkü bazı cümleleri okurken insan ister istemez durup düşünüyor. Özellikle de Türkiye'de yaşamayan birinin, burada yaşayan milyonlarca insana nasıl yaşaması gerektiğini anlatmaya çalıştığını görünce...
Almanya'da yaşayıp Almanya'nın sunduğu hukuk, özgürlük ve sosyal devlet imkânlarından sonuna kadar faydalanırken, Türkiye'de yaşayan insanların kaderini belirleyecek şekilde oy kullanmanız bana göre büyük bir çelişkidir.
İnsan ister istemez şu soruyu soruyor:
Almanya'da yaşıyorsunuz. Hukukun işlediği, sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu, insanların emeğinin daha fazla karşılık bulduğu bir ülkede hayatınızı kurmuşsunuz. Çocuklarınız orada okuyor, geleceğinizi orada planlıyorsunuz. Buna kimsenin bir itirazı yok. Her insan daha iyi bir yaşam ister.
Ama aynı kişi dönüp Türkiye'de yaşayan insanlara, "Her şey çok güzel." dediğinde, işte o zaman bir durup düşünmek gerekiyor.
Eğer Türkiye gerçekten anlatıldığı kadar iyi yönetiliyorsa, neden hâlâ Almanya'dasınız? Neden dönüp burada yaşamıyorsunuz?
Neden kazancınızı euro olarak elde edip harcamalarınızı zaman zaman TL üzerinden yapmayı tercih ediyorsunuz? Bunun cevabını aslında herkes biliyor. Çünkü euro güçlü, çünkü alım gücü yüksek, çünkü yaşam standartları daha iyi. Bunu tercih etmek elbette suç değil. Fakat bu gerçeği görmezden gelip Türkiye'de yaşayan insanlara ders vermeye kalkmak büyük bir çelişki.
Burada yaşayan milyonlarca insan her sabah aynı gerçekle uyanıyor. Markete gidiyor, etiketlere bakıyor. Kirasını düşünüyor. Elektrik, su, doğal gaz faturalarını hesaplıyor. Emekli maaşıyla ay sonunu getirmeye çalışıyor. Gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor, aileler çocuklarının eğitim masraflarını nasıl karşılayacağını düşünüyor.
Bu hayatı yaşamadan, uzaktan "Her şey yolunda." demek gerçekten kolay.
Bir başka dikkat çekici nokta ise şu: Yurt dışında yaşarken kendi haklarınız söz konusu olduğunda sosyal devletin sunduğu tüm imkânlardan faydalanıyorsunuz. Güçlü hukuku, sosyal yardımları, çalışan haklarını benimsiyorsunuz. Ama Türkiye söz konusu olduğunda bambaşka bir anlayışı savunuyorsunuz.
İşte bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor: Bu gerçekten bir ilke meselesi mi, yoksa sadece kendine dokunmayan sorunları görmezden gelmek mi?
Çünkü sonuçlarına katlanmayacağınız bir düzeni, burada yaşayan milyonlara reva görmek bana göre adalet değil, düpedüz bencilliktir.
Bir de bazı insanlar, destekledikleri siyasetçileri öyle bir noktaya taşıyor ki artık eleştirmek bile suç sayılıyor. Oysa demokrasi, sorgulayabilme rejimidir. Hiçbir siyasetçi hata yapmaz değildir. Hiçbir lider kutsal değildir. Bir kişiyi sürekli haklı görmek, her eleştiriyi düşmanlık saymak sağlıklı bir bakış açısı değildir. Bazen dışarıdan bakınca insana gerçekten, "Acaba eleştirme yeteneğini mi kaybetti?" diye düşündürüyor.
Gerçek başarı; insanların refah içinde yaşadığı, gençlerin gelecek hayali kurabildiği, emeklinin geçinebildiği, adaletin herkese eşit uygulandığı bir ülke inşa edebilmektir.
Ben kimsenin siyasi tercihine karışmıyorum. Herkes istediği partiye oy verebilir. Ama bir ricam var: Türkiye'de yaşamıyorsanız, burada yaşayan insanların yaşadığı zorlukları küçümsemeyin. Çünkü siz bu yükü uzaktan izliyorsunuz; biz ise her gün omuzluyoruz. İşte aramızdaki en büyük fark da bu.
Uzaktan ahkâm kesmek kolaydır. Zor olan, her gün bu hayatın içinde mücadele etmektir.
Belki de artık birbirimize sloganlarla değil, vicdanla yaklaşmanın zamanı gelmiştir. Çünkü bugünün Türkiye'sini en iyi bilenler, onu televizyon ekranlarından izleyenler değil; markette, pazarda, otobüs durağında, iş yerinde ve ay sonunu hesaplayan mutfak masasında yaşayan insanlardır.
Ve inanıyorum ki bir toplum ancak birbirini gerçekten dinlemeye başladığında güçlenir. Bunun ilk şartı da başkasının yaşadığı hayatı küçümsemek yerine anlamaya çalışmaktır. Çünkü uzaktan sevmek kolaydır; zor olan, sevdiğini söylediğin ülkenin insanlarıyla aynı hayatı paylaşabilmektir. Bedelini başkası ödüyorsa, söylenen her güzel söz biraz eksik kalır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder