26 Ağustos 2026 Çarşamba

Mesele Çocuk İstememek mi, Gelecekten Korkmak mı?

 

Pencere kenarında oturan kaygılı genç anne baba ve kucağında bebek imgesi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hanım bir açıklama yapmış. Türkiye’de hanelerin yüzde 57’sinde 18 yaş altında hiç çocuk bulunmadığını söylüyor ve “Bunu değiştirmemiz lazım” diyor.

Geniş aileleri, kalabalık sofraları, kardeşlerle, teyzelerle, amcalarla büyüdüğümüz o eski günleri hatırlatıyor; ailenin en güvenli limanımız, en değerli sığınağımız olduğundan söz ediyor.

Ve sonra şu cümleyi söylüyor:

“Bir çocuğun eksikliği sadece bir odanın sessizliği değildir.”

Doğru.

Ama nasıl değiştireceğiz?

Çocuk yapın demek kolay…

Ama insanlara önce şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?

Neden çocuk yapılmıyor?

Neden bu oranlar düştü?

Ama nedense bunu sormak, sebeplerine bakmak pek kimsenin işine gelmiyor.

Oysa tablo ortada.

Asgari ücret ortada, kiralar ortada.

İnsanlar ay sonunu getirebilmek, sadece başlarını sokacakları evin kirasını ödeyebilmek için kırk takla atıyor.

Sadece daha çok çocuk sahibi olmaları gerektiğini söyleyerek bu sorunu çözebilir miyiz?

Bence önce neden böyle olduğunu anlamaya çalışmak gerekiyor.

Siz de gayet iyi biliyorsunuz ki bu işin bir de maalesef utanıla utanıla saklanan, ama her mutfakta, her sokakta, her evde bizzat yaşanan o sert gerçeği var.

Ekonominin halini görmezden gelerek sadece “Çocuk yapın” çağrısı yapmak, havaya söylenmiş bir sözden öteye geçmiyor.

Çünkü bugün Türkiye’de gençlerin hayatı, bizim çocukluğumuzdaki hayatla aynı değil.

Bizim kuşak gerçekten de kalabalık ailelerde büyüdü. Kardeşlerimiz vardı. Teyzelerimiz, dayılarımız, amcalarımız, halalarımız vardı. Aynı sofraya daha çok insan otururdu. Çocuklar birbirleriyle büyürdü.

Ama o günlerin ekonomik şartlarıyla bugünün şartları aynı değil.

Bugün bir genç daha evlenmeden hayatın hesabını yapmak zorunda.

Ev kirası ne kadar?

Faturalar ne kadar?

Mutfağa ne kadar para gidecek?

Ulaşım ne kadar?

Bir hastalık çıksa ne olacak?

Çocuk olursa kreş nasıl ödenecek?

Çocuk büyüyünce okul masrafları nasıl karşılanacak?

Bunlar romantik sorular değil. Bunlar hayatın kendisi.

Asgari ücretin yaklaşık 28 bin lira olduğu, kiraların birçok yerde bunun çok üzerine çıktığı bir ülkede insanlar önce kendi hayatlarını ayakta tutmaya çalışıyor.

Bir insan kendi kirasını ödemekte zorlanıyorsa, evlenmeyi nasıl düşünsün?

Evlense, iki kişinin geliri ancak kendi hayatlarını çevirmeye yetiyorsa çocuk sahibi olmayı nasıl göze alsın?

Çocuk dünyaya getirmek sadece doğurmak değil ki…

Onu beslemek var.

Giydirmek var.

Hastalandığında doktora götürmek var.

Eğitmek var.

Bir geleceğe hazırlamak var.

En önemlisi de ona güvenli bir hayat kurabilmek var.

Bugün gençlerin önemli bir kısmı bunları düşünüyor. Çünkü artık ebeveynlik sorumluluğu şekil değiştirdi; insanlar nicelikten ziyade çocuğa sunabilecekleri yaşam niteliğine odaklanıyor ve “Bir şekilde büyür” anlayışı geride kalıyor. Çocuğunun nasıl bir hayat yaşayacağını, nasıl bir eğitim alacağını düşünüyor. Belki de mesele çocuk istememeleri değil. Belki mesele, çocuk sahibi olduklarında ona hak ettiği hayatı verememekten korkmaları.

Bunu anlamak çok önemli.

Çünkü insanlara “Çocuk yapın, aileyi büyütün” demeden önce, o ailenin ayakta durabileceği şartları oluşturmak gerekiyor.

Bir aileyi güçlü yapan sadece evin içinde kaç kişinin yaşadığı değildir.

O evde huzur var mı?

İnsanların birbirine ayıracak zamanı var mı?

Anne ve baba sürekli geçim derdiyle boğuşuyor mu?

Çocukların geleceği konusunda kaygı duyuyorlar mı?

Bir anne, çocuğunu kreşe gönderebilmek için maaşının büyük bölümünü vermek zorunda kalıyor mu?

Bir baba, çocuğunun eğitim masraflarını düşündüğünde geceleri uyuyamıyor mu?

Bunları konuşmadan “Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye sormak biraz kolaycılık olmuyor mu?

Üstelik aile sadece çocuk sayısından ibaret değil.

Aile dediğimiz şey güven demek.

Dayanışma demek.

Birbirine sahip çıkmak demek.

Ama bunun için önce insanların hayatlarının biraz olsun güvence altında olması gerekiyor.

Bir insan yarınına güvenemiyorsa, ondan yarının çocuklarını düşünmesini istemek ne kadar gerçekçi?

Belki de bugün yapılması gereken, insanlara çocuk sahibi olmalarını öğütlemekten önce, çocuk sahibi olabilecekleri bir ülke kurmak.

Genç bir insan evlendiğinde “Acaba kirayı nasıl ödeyeceğiz?” diye düşünmemeli.

“Çocuğumuz olursa ona nasıl bakacağız?” korkusuyla yaşanmamalı.

Çocuk sahibi olmak bir ekonomik risk hesabına dönüşmemeli.

Bir çocuk dünyaya geldiğinde ailesi “Acaba bunun geleceğini nasıl kuracağız?” diye kara kara düşünmemeli.

O yüzden evet…

Aile önemli.

Çocuk önemli.

Kardeşlik önemli.

Büyük ailelerin sıcaklığı da güzel bir hatıra.

Ama geçmişin güzel taraflarını bugünün insanından istemek yetmez.

Bugünün insanına, o güzel hayatı kurabileceği şartları da vermek gerekir.

İşte bu yüzden, sadece iyi niyetli temennilerle, nostaljik bir aile tablosu çizmekle bu devirde taşlar yerine oturmuyor.

Önce hayatın gerçekleriyle yüzleşmek, insanların insanca yaşayabileceği bir seviyeye getirmek.

Çocuk sesine hasret kalan evler var, evet.

Ama o evlerin önce rızka, sonra güvene, en çok da geleceğe dair umuda ihtiyacı var.

Çünkü insanın geleceğe dair umudu yoksa, o geleceğe bir çocuk getirmeye de kolay kolay cesaret edemiyor.

Mesele insanların çocuk yapmak istememesi olmayabilir.

Belki de mesele, çocuklarını yoksulluğun, güvencesizliğin ve geleceksizliğin içine bırakmaktan korkmalarıdır.

Öyleyse önce bunu konuşalım.

İnsanlara “Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye sormadan önce,

“Size nasıl bir hayat yaşatıyoruz ki çocuk sahibi olmaya cesaret edemiyorsunuz?” diye soralım.

Belki asıl cevap oradadır.

Arzu SEKİN


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ahlakın Dini Olur mu?

Bence olmaz. En azından ahlak ı yalnızca dine bağlamak, insanın vicdan ını küçümsemektir. Çünkü insanın iyi olmak için mutlaka bir din...