Aile ve Sosyal Hizmetler
Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hanım bir açıklama yapmış. Türkiye’de hanelerin
yüzde 57’sinde 18 yaş altında hiç çocuk bulunmadığını söylüyor ve “Bunu
değiştirmemiz lazım” diyor.
Geniş aileleri, kalabalık
sofraları, kardeşlerle, teyzelerle, amcalarla büyüdüğümüz o eski günleri
hatırlatıyor; ailenin en güvenli limanımız, en değerli sığınağımız olduğundan
söz ediyor.
Ve sonra şu cümleyi
söylüyor:
“Bir çocuğun eksikliği
sadece bir odanın sessizliği değildir.”
Doğru.
Ama nasıl değiştireceğiz?
Çocuk yapın demek kolay…
Ama insanlara önce şu
soruyu sormamız gerekmiyor mu?
Neden çocuk yapılmıyor?
Neden bu oranlar düştü?
Ama nedense bunu sormak,
sebeplerine bakmak pek kimsenin işine gelmiyor.
Oysa tablo ortada.
Asgari ücret ortada,
kiralar ortada.
İnsanlar ay sonunu
getirebilmek, sadece başlarını sokacakları evin kirasını ödeyebilmek için kırk
takla atıyor.
Sadece daha çok çocuk
sahibi olmaları gerektiğini söyleyerek bu sorunu çözebilir miyiz?
Bence önce neden böyle
olduğunu anlamaya çalışmak gerekiyor.
Siz de gayet iyi
biliyorsunuz ki bu işin bir de maalesef utanıla utanıla saklanan, ama her
mutfakta, her sokakta, her evde bizzat yaşanan o sert gerçeği var.
Ekonominin halini
görmezden gelerek sadece “Çocuk yapın” çağrısı yapmak, havaya söylenmiş bir
sözden öteye geçmiyor.
Çünkü bugün Türkiye’de
gençlerin hayatı, bizim çocukluğumuzdaki hayatla aynı değil.
Bizim kuşak gerçekten de
kalabalık ailelerde büyüdü. Kardeşlerimiz vardı. Teyzelerimiz, dayılarımız,
amcalarımız, halalarımız vardı. Aynı sofraya daha çok insan otururdu. Çocuklar
birbirleriyle büyürdü.
Ama o günlerin ekonomik
şartlarıyla bugünün şartları aynı değil.
Bugün bir genç daha
evlenmeden hayatın hesabını yapmak zorunda.
Ev kirası ne kadar?
Faturalar ne kadar?
Mutfağa ne kadar para
gidecek?
Ulaşım ne kadar?
Bir hastalık çıksa ne
olacak?
Çocuk olursa kreş nasıl
ödenecek?
Çocuk büyüyünce okul
masrafları nasıl karşılanacak?
Bunlar romantik sorular
değil. Bunlar hayatın kendisi.
Asgari ücretin yaklaşık
28 bin lira olduğu, kiraların birçok yerde bunun çok üzerine çıktığı bir ülkede
insanlar önce kendi hayatlarını ayakta tutmaya çalışıyor.
Bir insan kendi kirasını
ödemekte zorlanıyorsa, evlenmeyi nasıl düşünsün?
Evlense, iki kişinin
geliri ancak kendi hayatlarını çevirmeye yetiyorsa çocuk sahibi olmayı nasıl
göze alsın?
Çocuk dünyaya getirmek
sadece doğurmak değil ki…
Onu beslemek var.
Giydirmek var.
Hastalandığında doktora
götürmek var.
Eğitmek var.
Bir geleceğe hazırlamak
var.
En önemlisi de ona
güvenli bir hayat kurabilmek var.
Bugün gençlerin önemli
bir kısmı bunları düşünüyor. Çünkü artık ebeveynlik sorumluluğu şekil
değiştirdi; insanlar nicelikten ziyade çocuğa sunabilecekleri yaşam niteliğine
odaklanıyor ve “Bir şekilde büyür” anlayışı geride kalıyor. Çocuğunun nasıl bir
hayat yaşayacağını, nasıl bir eğitim alacağını düşünüyor. Belki de mesele çocuk
istememeleri değil. Belki mesele, çocuk sahibi olduklarında ona hak ettiği
hayatı verememekten korkmaları.
Bunu anlamak çok önemli.
Çünkü insanlara “Çocuk
yapın, aileyi büyütün” demeden önce, o ailenin ayakta durabileceği şartları
oluşturmak gerekiyor.
Bir aileyi güçlü yapan
sadece evin içinde kaç kişinin yaşadığı değildir.
O evde huzur var mı?
İnsanların birbirine
ayıracak zamanı var mı?
Anne ve baba sürekli
geçim derdiyle boğuşuyor mu?
Çocukların geleceği
konusunda kaygı duyuyorlar mı?
Bir anne, çocuğunu kreşe
gönderebilmek için maaşının büyük bölümünü vermek zorunda kalıyor mu?
Bir baba, çocuğunun
eğitim masraflarını düşündüğünde geceleri uyuyamıyor mu?
Bunları konuşmadan “Neden
çocuk yapmıyorsunuz?” diye sormak biraz kolaycılık olmuyor mu?
Üstelik aile sadece çocuk
sayısından ibaret değil.
Aile dediğimiz şey güven
demek.
Dayanışma demek.
Birbirine sahip çıkmak
demek.
Ama bunun için önce
insanların hayatlarının biraz olsun güvence altında olması gerekiyor.
Bir insan yarınına
güvenemiyorsa, ondan yarının çocuklarını düşünmesini istemek ne kadar gerçekçi?
Belki de bugün yapılması
gereken, insanlara çocuk sahibi olmalarını öğütlemekten önce, çocuk sahibi
olabilecekleri bir ülke kurmak.
Genç bir insan
evlendiğinde “Acaba kirayı nasıl ödeyeceğiz?” diye düşünmemeli.
“Çocuğumuz olursa ona
nasıl bakacağız?” korkusuyla yaşanmamalı.
Çocuk sahibi olmak bir
ekonomik risk hesabına dönüşmemeli.
Bir çocuk dünyaya
geldiğinde ailesi “Acaba bunun geleceğini nasıl kuracağız?” diye kara kara
düşünmemeli.
O yüzden evet…
Aile önemli.
Çocuk önemli.
Kardeşlik önemli.
Büyük ailelerin sıcaklığı
da güzel bir hatıra.
Ama geçmişin güzel
taraflarını bugünün insanından istemek yetmez.
Bugünün insanına, o güzel
hayatı kurabileceği şartları da vermek gerekir.
İşte bu yüzden, sadece
iyi niyetli temennilerle, nostaljik bir aile tablosu çizmekle bu devirde taşlar
yerine oturmuyor.
Önce hayatın
gerçekleriyle yüzleşmek, insanların insanca yaşayabileceği bir seviyeye
getirmek.
Çocuk sesine hasret kalan
evler var, evet.
Ama o evlerin önce rızka,
sonra güvene, en çok da geleceğe dair umuda ihtiyacı var.
Çünkü insanın geleceğe
dair umudu yoksa, o geleceğe bir çocuk getirmeye de kolay kolay cesaret
edemiyor.
Mesele insanların çocuk
yapmak istememesi olmayabilir.
Belki de mesele,
çocuklarını yoksulluğun, güvencesizliğin ve geleceksizliğin içine bırakmaktan
korkmalarıdır.
Öyleyse önce bunu
konuşalım.
İnsanlara “Neden çocuk
yapmıyorsunuz?” diye sormadan önce,
“Size nasıl bir hayat
yaşatıyoruz ki çocuk sahibi olmaya cesaret edemiyorsunuz?” diye soralım.
Belki asıl cevap
oradadır.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder