Vallahi biz de işi çözdük
galiba.
Seçim oluyor, millet
sandığa gidiyor. İktidar kazanırsa adı "milli irade" oluyor.
Muhalefet kazanırsa ortalık bir anda karışıyor. Bu kez sandığın değil,
savcıların mesaisi başlıyor.
İnsan ister istemez düşünmeden
edemiyor.
Acaba belediye başkanı
seçilir seçilmez bir valiz hazırlasa mı? Makam odasına bir de diş fırçası
koysa... Ne olur ne olmaz. Sabah belediyeye mi gidecek, adliyeye mi, belli
değil.
Şaka gibi ama toplumun
geldiği ruh hâli bu maalesef.
Her sabah haberleri
açıyoruz. "Bugün sıra hangi belediyede?" diye merak ediyoruz. Hava
durumu kadar rutin oldu neredeyse.
Elbette kim suç işlemişse
hesabını versin. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama insanın aklına da bir soru
takılıyor: Bu memlekette suç işleme imtiyazı sadece muhalefette mi var? İktidar
tarafında hiç mi hata yapan çıkmıyor? Günlerce anlatılan yolsuzluk iddiaları,
rüşvet söylentileri ve gizli tanık beyanları nedense hep aynı siyasi görüşteki
belediyeleri işaret ediyor. Bu ülkede bütün yanlışlar sadece bir tarafta mı yaşanıyor?
Diğer tarafta her şey dört dörtlük mü? Yoksa bazı dosyalar, bazı kapıların
zilini çalmayı hiç mi sevmiyor?
Çünkü adaletin en önemli
özelliği, herkese aynı mesafede durmasıdır. Bir tarafa projektör tutup diğer
tarafı karanlıkta bırakırsanız, insanlar hukuku değil, tercihi konuşmaya
başlar.
Bir de sürekli
"Millet kararını verdi." deniliyor ya...
Evet, verdi.
İşte tam da o yüzden
insanlar soruyor: Madem millet karar verdi, yıllardır oy verdiğiniz yerlerin
bir sabah aniden el değiştirmesini kabullenmek neden bu kadar zor?
Oysa sandıktan çıkan
sonuç iktidarın istediği gibi olunca "milli irade" baş tacı ediliyor,
ama tercih muhalefetten yana kullanıldığında aynı irade bir anda suç unsuru
haline getiriliyor. Toplum da bu çelişkiyi her gün yeni bir operasyon haberiyle
yaşamaya devam ediyor.
Durumun özeti gayet açık:
İktidar, kaybettiği belediyeleri hukuki gerekçelerle değil, siyasi birer ceza
alanı olarak görüyor. Halkın sandıkta yaptığı tercihi hazmedemeyen bir anlayış,
seçimle alamadığını el koyma yöntemiyle dengelemeye çalışıyor. Her gün hangi
belediyeye kayyum atanacak, hangi başkana soruşturma açılacak diye haber
beklemekten toplumsal hayatın dengesi şaştı.
Demokrasi biraz da
kaybetmeyi kabullenebilme işidir. Her seçimden sonra rövanş maçı oynanmaz.
Vatandaş tercihini yapar, beş yıl sonra ister değiştirir ister devam eder.
Bunun adı demokrasidir.
O yüzden naçizane bir
önerim var.
Madem her gün yeni bir
belediye haberiyle uyanacağız, belediye başkanları tek tek beklemesin. Topluca
adliyeye gitsinler, isim listesi yapılsın, sıra numarası dağıtılsın. Ya da
gönüllü gitsinler artık. Kim ne zaman çağrılacağını da önceden öğrensin. Hiç
olmazsa millet de sabah haber bültenlerini merakla beklemekten kurtulur.
Ama şunu da unutmayalım.
Vatandaşın verdiği
cevabın yeri adliye koridorları değil, sandıktır. Eğer bir gün millet
yapılanları doğru bulmazsa, gereken cevabı zaten verir.
Aslında mesele çok açık.
İnsan, yapabileceğine inandığı şeyi yapar. Önünde bir engel görmüyorsa da aynı
yolda yürümeye devam eder. Ne zaman ki bunun artık eskisi kadar kolay
olmadığını anlar, işte o zaman bazı şeyler değişmeye başlar. O zamana kadar ise
galiba her sabah yine aynı haberle uyanacağız.
"Bugün sıra hangi
belediyede?"


