13 Temmuz 2026 Pazartesi

Biz Neyi Konuşuyoruz?

 

İzlanda ile Türkiye'nin insani gelişme, eğitim, yaşam kalitesi, hukuk ve toplumsal öncelikler açısından sembolik karşılaştırmasını anlatan illüstrasyon.

Sosyal medyada günlerdir aynı tartışma dönüp duruyor. Güya İzlanda Başbakanı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hayran kalmış. Kimi bundan gurur çıkarıyor, kimi "Ezandan mı etkilendi, mehterden mi?" diye tartışıyor. Benim aklıma ise bambaşka bir soru geliyor.

Gerçekten hayran mı kaldı?

Yoksa kendi ülkesiyle kıyaslayıp içinden bambaşka şeyler mi düşündü?

Çünkü bir ülkeye dışarıdan bakan insanlar sadece binaları görmez. O binaların içinde nasıl bir devlet işlediğine, insanların nasıl yaşadığına, çocukların nasıl eğitim aldığına, gençlerin geleceğe umutla bakıp bakamadığına da bakar.

Bir ülkenin gelişmişliğini anlamak için sadece gökdelenlerine, saraylarına ya da gösterişli törenlerine bakılmaz. Asıl ölçü; o ülkede yaşayan insanların nasıl bir hayat sürdüğüdür. Çocuklar nasıl bir eğitim alıyor, insanlar ne kadar güven içinde yaşıyor, emeklerinin karşılığını alabiliyor mu, yaşlandıklarında insanca yaşayabiliyorlar mı... Bir ülkeyi gerçekten güçlü yapan bunlardır.

Dünyanın birçok gelişmiş ülkesine baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Başarılarını gösterişli binalarla değil, güçlü eğitim sistemiyle, sosyal adalet anlayışıyla, bilimle ve hukukla inşa etmişler. Çünkü biliyorlar ki kalkınma, beton dökmekle değil, insana yatırım yapmakla olur.

Biz ise ne yazık ki çoğu zaman bambaşka tartışmaların içine sıkışıp kalıyoruz.

Bir ülke neden refah içinde yaşıyor, gençleri neden geleceğe umutla bakıyor, eğitim sistemi nasıl bu kadar başarılı olmuş, kadınlar neden karar mekanizmalarında daha fazla yer alıyor, bunları konuşmak yerine; bir yabancı liderin hangi binadan etkilendiğini, ezanı nasıl bulduğunu ya da mehteri beğenip beğenmediğini saatlerce tartışabiliyoruz.

Oysa bunların hiçbiri vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmüyor.

Hiçbiri gençlerin işsizliğine çözüm olmuyor.

Hiçbiri çocukların daha nitelikli eğitim almasını sağlamıyor.

Hiçbiri emeklinin ay sonunu getirmesini kolaylaştırmıyor.

Asıl sormamız gereken soru çok daha basit aslında.

Biz neden dünyanın en yaşanabilir ülkeleri arasında değiliz?

Neden çocuklarımız iyi bir eğitim için başka ülkelere gitmeyi hayal ediyor?

Neden gençler geleceklerini burada kurmak yerine bavullarını toplamayı düşünüyor?

Neden liyakatı değil sadakati, üretimi değil gösterişi, bilimi değil hamaseti konuşuyoruz?

Bir ülkenin itibarı, yabancı devlet adamlarının sarayları övmesiyle yükselmez. O ülkenin itibarı; vatandaşının pasaportunun gördüğü saygıyla, hukuk sistemine duyulan güvenle, üniversitelerinin bilim üretmesiyle, çocuklarının mutluluğuyla ve insanların yaşam kalitesiyle ölçülür.

Bunun için de alkış değil, akıl gerekir.

Propaganda değil, planlama gerekir.

Gösteriş değil, üretim gerekir.

Belki de en büyük sorunumuz yoksulluk ya da ekonomik kriz değil.

En büyük sorunumuz, gerçek meseleleri konuşmayı bırakmış olmamız.

Çünkü bir toplum sürekli vitrini konuşmaya başladığında, içeride olan biteni görmez hale gelir.

İnsanlar geçim derdindeyken gündem başka yerlere çekilir. Eğitimde yaşanan sorunlar konuşulmaz, adalet tartışılmaz, bilim insanlarının uyarıları duyulmaz. Onların yerine semboller, görüntüler ve algılar konuşulur.

Oysa gelişmiş ülkeler algıyla değil, sonuçlarla övünür.

Çünkü vatandaşına hesap vermek zorundadır.

Bizim de artık başkalarının neyi beğendiğini değil, kendi çocuklarımızın nasıl bir ülkede yaşayacağını konuşmaya başlamamız gerekiyor.

Asıl mesele budur.

Gerisi sadece gürültüdür.

Arzu SEKİN 

Biz Neyi Konuşuyoruz?

  Sosyal medyada günlerdir aynı tartışma dönüp duruyor. Güya İzlanda Başbakanı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne hayran kalmış. Kimi bundan ...