11 Nisan 2026 Cumartesi

Atatürk’e Vefa Duymak Bir Seçim mi, Yoksa Haysiyet Meselesi mi?

 


Bazen insan şaşırıyor. Aynı toprakta yaşayıp, aynı gökyüzünün altına bakıp, nasıl bu kadar farklı düşünebiliyoruz diye…

Birileri çıkıp da açık açık söyleyince, aslında hepimizin içinde bir yerin rahatladığını fark ediyor insan. Çünkü bazı şeyler vardır; herkes bilir ama herkes dile getiremez. Ya çekinir ya yorulmuştur ya da “anlayan zaten anlar” deyip susar. Ama işte o suskunluk bazen yanlışın daha çok büyümesine sebep olur. Tam da bu yüzden, susmanın değil, hatırlamanın vaktidir.

Bazen bir gerçeği haykırmak için fırtına kopmasını beklemek gerekmez; sadece aynaya bakıp, bugün neden "biz" olduğumuzu hatırlamak yeterlidir. Çünkü o aynaya baktığında, sadece kendini değil, bir geçmişi de görürsün.

Bizim hikâyemiz öyle sıradan bir hikâye değil. Bu ülke öyle kolay kurulmadı. Bugün sokaklarında özgürce yürüdüğümüz, yürürken hissettiğimiz o güven, minarelerinden ezan sesinin yankılandığı, her sabah farklı bir umuda uyandığımız bu topraklar, tesadüfler zinciriyle önümüze serilmedi. Birileri bedel ödedi, birileri vazgeçti, birileri kendi hayatını hiçe saydı.

Yani, bugün sahip olduğumuz en küçük hak bile, dün verilen devasa bir mücadelenin ve o mücadeleye önderlik eden bir iradenin eseridir. Ancak ne yazık ki, içinde yaşadığımız konforun büyüklüğü, bazen o konforun mimarını görmemizi engelleyen bir perdeye dönüşebiliyor.

Ve en acısı ne biliyor musunuz..
Bazen o emeği verenlere karşı, en hoyrat sözleri yine bu toprakların insanından duymak.

İnsan düşünüyor… Bu nasıl bir kırgınlık? Bu nasıl bir kopuş?

Bir insana katılmayabilirsin. Her düşüncesini benimsemek zorunda değilsin. Ama emeğe saygı diye bir şey vardır. Kurulana sahip çıkmak diye bir sorumluluk vardır. Hele ki ortada bir milletin kaderini değiştirmiş bir mücadele varsa… orada artık mesele “sevmek” ya da “sevmemek” değildir. Orada mesele, hakkı teslim edebilmektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün adını anmak ya da ona vefa duymak, sadece bir tarih dersi konusu değildir; bu bir haysiyet meselesidir. Kendi tarihine düşman kesilen, kurucusuna dil uzatmayı bir marifet sanan zihin yapısı, aslında bindiği dalı kestiğinin farkında olmayan trajik bir figürden farksızdır. Gürültüsü çoktur ama nereye düştüğünü çoğu zaman kendisi bile anlamaz. Bir düşünün; bugün inancını özgürce yaşayan, ibadetini huzurla yapan her bir fert, bu imkânı o büyük vizyona borçlu değil midir?!  Eğer o gün o masaya yumruk vurulmasaydı, o stratejik zekâ devreye girmeseydi; bugün ne savunduğumuz değerlerin bir karşılığı kalırdı ne de o değerleri savunacak bir vatanımız olurdu.

İnsan, hafızasıyla insandır. Hafızasını kaybeden bir toplum, pusulasız bir gemi gibi dalgaların arasında savrulmaya mahkumdur. Atatürk’e karşı geliştirilen o sığ tahammülsüzlük, aslında Türkiye’nin aydınlık geleceğine karşı duyulan bir korkudur. Onun mirasına saldırmak, yel değirmenlerine savaş açan hayalperestlerin beyhude çabasından öteye gidemez. Çünkü gerçekler taşlarla, heykellerle veya sosyal medya paylaşımlarıyla yıkılamayacak kadar derine, bu milletin ruhuna işlenmiştir. Kimse, bu ülkenin kurucu değerlerini aşındırarak daha iyi bir dindar ya da daha büyük bir milliyetçi olamaz. Tam aksine, gerçek dindarlık da gerçek milliyetçilik de emanete hıyanet etmemeyi, vefayı ve emeğe saygıyı gerektirir.

Geldiğimiz noktada artık sığ tartışmaları, yapay kutuplaşmaları bir kenara bırakıp şu soruyu sormalıyız: Bize bu kimliği, bu dili ve bu onuru verenlere ne kadar borçluyuz? Bu borç, sadece özel günlerde törenlere katılmakla ödenmez. Bu borç; okuyarak, üreterek, onun kurduğu kurumları daha ileriye taşıyarak ve en önemlisi de "ortak paydamız" olan o büyük isme hak ettiği saygıyı her platformda göstererek ödenir. Unutmayalım ki, güneşi balçıkla sıvamaya çalışanlar sadece kendi ellerini kirletirler; güneş ise orada, tüm görkemiyle parlamaya devam eder. Bizim görevimiz, o ışığın altında birleşmek ve bu sarsılmaz mirası gelecek nesillere tertemiz bir bilinçle devretmektir.

Çünkü bazı isimler vardır…
Tartışmanın ötesindedir.
Çünkü onlar artık sadece bir insan değil, bir dönemin, bir mücadelenin, bir varoluşun adıdır.

Bunu görmek zor değil aslında…
Sadece biraz vicdan, biraz da insaf yeter.

Arzu SEKİN

 

 

Atatürk’e Vefa Duymak Bir Seçim mi, Yoksa Haysiyet Meselesi mi?

  Bazen insan şaşırıyor. Aynı toprakta yaşayıp, aynı gökyüzünün altına bakıp, nasıl bu kadar farklı düşünebiliyoruz diye… Birileri çıkıp da ...