Bazı İnsanlar Gider, Bazı İnsanlar Kalır
Bazı insanlar vardır,
sadece kendi hayatlarını yaşayıp gitmezler; onların yokluğuyla insan, kendi
hayatından da bir parçanın sessizce eksildiğini hisseder. Çünkü bazı insanlar
yalnızca birer oyuncu değildir hayatımızda; bir dönemin sesi, bir mahallenin
akşamı, çocukluğun pazar günü ve ailece izlenen filmlerin sıcaklığıdır. Onlar
zamanla bizim ortak hatıralarımızın, büyüdüğümüz evlerin, ilk aşklarımızın ve
belki de en saf duygularımızın birer parçası haline gelirler.
Kadir İnanır da tam
olarak böyle biriydi; onun aramızdan ayrılışı sadece bir sanatçının kaybı
değil, çocukluğumuzdan ve gençliğimizden kopup giden bir parçanın daha
eksilmesi demek. Onun gidişiyle sanki kendi hayatımızın tarihinden de bir sayfa
kapanmış gibi hissettik.
Sanırım bugün hepimiz
aynı duyguyu yaşıyoruz. Bugün yaşımız kaç olursa olsun, çocukluğumuzun
kahramanları birer birer gidiyor ve her gidenle birlikte sadece bir insanı
değil, aslında bize ait olan koca bir zamanı da sessizce uğurluyoruz.
Kadir İnanır'ın vefat
haberini okuduğumda bütün bunlar birer birer aklımdan geçti.
Kadir İnanır denince
aklımıza ilk gelen o bakış, o duruş; tek bir kelimeye ihtiyaç duymadan her şeyi
anlatan o ifade... Ben eski Yeşilçam filmlerini sadece film olarak hiç
izlemedim. O filmlerde insan ilişkileri vardı. Sevgi vardı. Saygı vardı.
Birbirine güvenen insanlar vardı. Eksikleri vardı belki ama samimiyetleri de
vardı.
Bugün dönüp baktığımda en
çok o samimiyeti özlediğimi fark ediyorum.
Özellikle "Selvi
Boylum Al Yazmalım" filmi, aslında sadece bir aşk hikayesi değil,
birçoğumuz için sevginin, fedakarlığın ve o "emek" kavramının ete
kemiğe bürünmüş haliydi. Çoğumuz o filmi ilk izlediğimizde, yetişkin dünyasının
karmaşıklığını tam olarak anlayamıyorduk. Ama o bakışlardaki derinliği, o
içtenliği kalbimizin en kuytu köşesinde hissediyorduk. Bir insanın başka bir
insana, bir çocuğa, bir hayata nasıl böylesine büyük bir şefkatle
bakabileceğini, o sahnelerde öğrendik belki de.
Bir oyuncuyu unutulmaz
yapan sadece başarılı olması değildir. İnsan bazen tek bir bakışı yıllarca
unutamaz. Tek bir sahne, tek bir cümle insanın hafızasında ömür boyu yer eder.
Çünkü bazı duygular kelimelerden önce gelir. Çocukken neden etkilendiğimizi bilemeyiz.
Sadece içimize dokunduğunu hissederiz.
Yıllar geçti, dünya çok
değişti. Teknoloji değişti. Sinema değişti. Oyuncular değişti. Her yıl onlarca
yeni dizi, yüzlerce yeni film çekiliyor. Ama bugün izlediğimiz onca yapım ve
teknolojik imkâna rağmen, o eski filmlerin bıraktığı eşsiz tadı hâlâ bulamıyoruz.
Belki de bunun nedeni, o filmlerin yalnızca bir hikâye anlatmamasıydı. Kadir
İnanır ve onun kuşağındaki oyuncular sadece bir rolü oynamıyor, adeta bir
dönemin ruhunu, o yılların saflığını ve samimiyetini de taşıyorlardı. Bu yüzden
bazı filmler hâlâ ilk günkü gibi konuşuluyor. Çünkü onların bıraktığı değer,
gişe rakamlarıyla değil, insanların kalbinde yaşattıkları duygularla ölçülüyor.
Sanırım gerçek başarı da
tam olarak budur.
İnsanların gönlünde
yıllar geçse de silinmeyen bir yer edinebilmek. Bugün bir filmde gördüğümüz
yüzlerin çoğu yarın unutulup giderken, Kadir İnanır ve onun kuşağındaki
oyuncuların bakışları hâlâ zihnimizin bir köşesinde canlılığını koruyor. Çünkü
onlar, kolektif hafızamıza kazınan ve silinmesi mümkün olmayan hatıralar bıraktılar.
Aradan kırk, elli yıl
geçmesine rağmen bir insanın adı anıldığında yüzlerde aynı tebessüm oluşuyorsa,
insanlar onu kendi ailesinden biri gibi uğurluyorsa, demek ki yaptığı iş
ekranın çok ötesine geçmiş demektir.
İnsan bazen düşünüyor;
bir sanatçı bunu nasıl başarabiliyor? Sanırım cevabı sahiciliğinde saklı. O
dönemin filmlerinde tarif etmesi zor bir samimiyet vardı. İzleyen herkes, o
hikâyelerin içinde kendinden bir parça bulabiliyordu. Kadir İnanır da canlandırdığı
karakterlerle sadece bir rolü oynamadı; dürüstlüğü, emeği, sevgiyi ve vefayı
temsil eden insanların duygularını da ekrana taşıdı. Belki de bu yüzden birçok
insan onu yalnızca bir oyuncu olarak değil, evinden biri gibi gördü.
Bugün sosyal medyada
binlerce insanın aynı duyguda buluşmasını görünce bunu daha iyi anladım. Kimisi
çocukluğunu anlattı. Kimisi ilk izlediği filmi hatırladı. Kimisi anne ve
babasıyla birlikte televizyon karşısında geçirdiği akşamları... Aslında herkes
aynı şeyi anlatıyordu. Kadir İnanır'ı değil, kendi geçmişini hatırlıyordu.
Belki de insanın geride
bırakabileceği en büyük miras budur. İnsanların hafızasında güzel bir yere
sahip olmak.
Hayat garip...
Bir gün hiç tanımadığımız
bir insanın ardından gözlerimiz dolabiliyor. Çünkü onu evimize yıllarca misafir
etmişiz. Bayramlarda, kış akşamlarında, aile sofralarından sonra televizyonun
karşısında birlikte büyümüşüz. Aramızda gerçek bir tanışıklık yoktu belki ama
güçlü bir aşinalık vardı.
O yüzden bazı vedalar,
hiç tanımadığımız insanlara edilmiş gibi hissettirmez.
Onlar bizim hayatımıza
farkında olmadan dokunmuş insanlardır.
Bugün geriye dönüp
baktığımda şunu düşünüyorum:
İnsan ömrü gerçekten çok
kısa. Belki de insanın gerçek ömrü, takvimde yazan yıllar değil; geride
bıraktığı güzel hatıraların yaşadığı süredir.
Gün geliyor, bir döneme
damga vuran isimler bile aramızdan ayrılıyor. Geriye ne makam kalıyor ne ün ne
de alkışlar... Geriye sadece insanların kalbinde bıraktığın iz kalıyor.
Belki de bu yüzden
hayatın en değerli tarafı, arkamızda ne kadar büyük eserler bıraktığımız değil;
kaç insanın hayatına güzel bir duygu bırakabildiğimizdir.
Çünkü bazı insanlar
yaşarken alkışlanır.
Bazıları ise gittikten
sonra daha iyi anlaşılır.
Ve bazı isimler vardır...
Onlara öldü denmez.
Onlar, bir kuşağın
hafızasında yaşamaya devam eder.
Kadir İnanır da benim
için onlardan biri olarak kalacak.
Bir filmin içinde,
unutulmayan bir bakışta, eski bir televizyon akşamında, çocukluğumuzun en
sessiz ama en güzel köşesinde...
Şimdi bize düşen, onun o
naif hatırasına sahip çıkmak. Bir devir kapanıyor belki ama o devrin
değerlerini, o samimiyeti yaşatmak bizim elimizde. Kadir İnanır'a veda ederken
içimizde buruk bir hüzün var, evet. Ama aynı zamanda, böylesine iz bırakan bir
insanı tanımış olmanın, onun filmleriyle büyümüş olmanın bir şans olduğunu da
biliyoruz. Ölüm, hayatın gerçeği; bunu biliyoruz. Ama bazıları için
"öldü" demek, sadece fiziksel varlıklarının son bulduğu anlamına
geliyor. Onlar, yaptıklarıyla, bıraktıkları duygularla aramızda yaşamaya devam
ediyorlar. Kadir İnanır da artık o "beyaz atına binip gidenler" arasında.
Hikayesi, sinema tarihimizin en güzel sayfalarından birine yazıldı ve orada
kalacak. Belki artık yeni filmler çekmeyecek ama bizler, o filmleri her
izlediğimizde, o bakışlara her denk geldiğimizde onu anmaya devam edeceğiz.
Nur içinde yatsın,
ışıklar içinde uyusun. Bize kattığı her şey, her bir bakışı, her bir repliği
için teşekkürler. Hayatın içinde, o beyaz atın üzerinde sonsuzluğa giderken,
bizden yana bıraktığı tüm güzellikler için kendisine minnettarız. Ardında
bıraktığı hatıralar ise daha uzun yıllar yaşamaya devam etsin. Mekânı huzur
olsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder