10 Şubat 2025 Pazartesi

Kadın: Yükü Hiç Bitmeyen Sessiz Kahraman:

Mutfakta yemek pişirirken çocuğunun dersine destek olan bir anne. Ev içi emeğin ve fedakarlığın sıcak bir yansıması

Eskiden ''Dış dünya acımasızdır; babaları sessizce yıpratır.'' denirdi. Ama artık bu söz kadınlar için de geçerli. Erkek, dışarıda çalışır, ailesini geçindirmek için mücadele eder, hayatın ağırlığı omuzlarına yüklenirdi. Ama zaman değişti ve bu cümle de haliyle anlamını yitirdi, eskide kaldı.  Şimdi o yük, kadınların sırtına da yüklendi. Artık kadınlar hem evde hem de dışarıda çalışıyor; hem annelik yapıyor hem aile geçindiriyor; hem eşlik görevlerini yerine getiriyor hem de tüm sorumlulukları tek başına omuzluyor. Ama toplum, kadının bu çabasını görmezden gelmeye devam ediyor. 

Kadınların ev işlerindeki emeği yardımlaşma olarak görülerek, onların emeği yok sayılıyor! 

Kadın, erkeğin sorumluluğunu da yüklenerek sadece yardımlaşmanın ötesine geçiyor.

Halbuki  erkek de kadının yaptığı işleri yapmış olsaydı, o zaman buna yardımlaşma diyebilirdik.

Öyle değil mi? 

Oysa kadın sadece çalışmıyor, o, hayatı taşıyor emeğiyle, sevgisiyle, sabrıyla, direnciyle.. Ama ne yazık ki en çok ezilen, en az kıymet gören yine odur. Çünkü fedakârlığı hep görmezden gelinmiştir. 

Anadolu'da Kadın: Gün Doğmadan Başlayan Mesai :

Anadolu'da da durum farklı değildir. Kırsal kesimde kadınlar, sabah ezanıyla kalkar. Önce hayvanların yiyeceğini ve suyunu verir, süt sağar, yoğurt, peynir, çökelek, ayran, tereyağı gibi ürünleri üretir. Kahvaltıyı hazırlar, sofrayı toplar, bulaşıkları yıkar, evi toparlayıp temizler. Okul dönemi ise çocuklarını okula hazırlar ve gönderir. Gün daha yeni başlamıştır. 

Tarlada ekin biçer, sebze toplar, bağ bahçe işleriyle uğraşır. Karnında bebek, sırtında odun, ayağında yırtık bir çarıkla çalışır. Gün boyu güneşin altında ter döker, yorulmaz mı? Elbette yorulur. Ama kimse bunu umursamaz. Çünkü o "kadındır'', çalışması gerekir. 

Akşam eve döndüğünde onu bekleyen işler bitmiş midir? Hayır, bitmez.

Akşam yemeği pişirilecek, sofra kurulup kaldırılacak, çocukların çamaşırları yıkanacak, kayınvalidesinin ilaçları verilecek, kayınpederinin çayı hazırlanacak, kışlık yiyecekler hazırlanacak... 

Bunlar da yetmeyecek; azarlanacak, değersizleştirilecek ve hatta kocası ve ailesi tarafından yok yere şiddete bile maruz kalabilecek. Ve liste uzayıp gidecek. 

Kadın hiç durmaz, dinlenmez, kendini hep sona bırakır. Ama ne yaparsa yapsın, yine de hakkı verilmez, değeri bilinmez. 

"Eksik etek" derler ona.

Sanki varlığı tamamlanmamış, emeği önemsizmiş gibi. Oysa bilmezler ki bu hayatı ayakta tutan odur.

Bir gün, bu işlerin bir erkeğin omuzlarında olduğunu düşünün...

Bir gün tarladan veya işten gelip çamaşırları yıkasın, yemek yapsın, sofrayı toplasın, çocuklara baksın, dersleriyle ilgilensin, hasta kayınvalidesine şefkat göstersin, sobayı yaksın, kışlık yiyecekleri hazırlasın ve sabah ezanıyla tekrar güne başlasın...

Yapabilir mi gerçekten?

Düşünebilir mi bunu?

Acaba o yükleri omuzlayabilir mi gerçekten?

Şehirde Kadın: Ev ve İş Arasında Sıkışan Hayatlar : 

Şehirde kadın, bambaşka bir savaş verir. Sabah erkenden kalkar, çocuklarını hazırlar, kahvaltılarını yetiştirir ve okula gönderir. Dersler, projeler, öğretmen toplantıları, kıyafet ihtiyaçları, beslenme düzenleri... Hepsini o takip eder. Biri hasta olduğunda gece boyu başında bekleyen yine odur. Evdeki herkesin üzüntüsünü, sevincini, kaygısını en çok hisseden odur. Kendi yorgunluğunu bir kenara bırakır, çünkü anneliğin mesaisi asla bitmez.

Bir yandan da kendi iş temposuna hazırlanır. Gün boyu çalışır, erkeklerle aynı masaya oturur ama genellikle daha az kazanır. İş yerinde saygı görmek, adil ücret almak, mobbinge maruz kalmamak için mücadele ederken, evdeki sorumlulukları da hiç azalmaz. İş yerinde görevlerini yerine getirirken bile zihninin bir köşesi hep evdedir. Çünkü bir kadının mesaisi ofis kapısından çıktığında da bitmez.

Zihnindeki bitmek bilmeyen sorular:

"Çocukların beslenmesini koydum mu?"

"Akşam yemeği için ne yapmalıyım?"

"Küçüğün ödevi vardı, acaba yetiştirebilecek mi?"

İşten çıkar çıkmaz zihni yeniden bölünmeye başlar: 

"Çocuğum ödevini yaptı mı?"

"Buzdolabında eksik var mı?"

"Çamaşırlar yıkanacak mı?"

"Yemek yetişecek mi?"

Ve bu döngü, gün be gün devam eder...

Oysa eşi eve gelir gelmez koltuğa oturur, televizyon izler, dinlenir. Günün yorgunluğunu üzerinden atmaya çalışır.  Anadolu'da da durum farklı değildir. Erkek tarladaki işlerini bitirir bitirmez köy kahvesine gider, çay eşliğinde pişpirik oynarken köyün en büyük dedikodu meclisini oluştururlar. Yani onlar günlük yorgunluklarını kahvede pişpirik oynayarak atarken kadın evde çalışmaya devam eder. Ama kadın? Kadının böyle bir hakkı yoktur, çünkü "zaten yapması gerekeni" yapıyordur. 

Kadın aynı zamanda bir eş, bir evlat, bir kardeş bir dosttur. 

Kadın, iş yerinde güçlü olmak zorundadır, evde ise fedakâr. Ama ne iş yerinde ne de evde takdir görür. Çünkü toplum, onun çabasını fark etmeye bile zahmet etmez.

Kadın Artık Erkeklerin de Yükünü Taşıyor:

Eskiden erkek çalışır, evi geçindirirdi. Ama şimdi kadın da çalışıyor, üstelik evdeki tüm sorumluluk yine ona ait. Dış dünya erkekleri yıpratırdı, şimdi ise kadınları iki kat fazla yıpratıyor. Hem ekonomik yükü omuzluyorlar hem evin içinde hizmet etmek zorunda kalıyorlar.

Peki, bu yükü taşımaya ne kadar daha dayanabilirler?

Kadın sadece kendi sorumluluklarını değil, artık erkeklerin terk ettiği yükleri de taşıyor. Ama kimse dönüp ona teşekkür bile etmiyor.

Kadınlar Güçlü Ama Yoruluyor:

Elbette kadınlar güçlü, mücadeleci, dirençli… Ama yoruluyorlar. Çünkü toplumda birçok sorumluluk paylaşılmıyor, kadınlar görünmez emeği omuzlarında taşıyor. Bu yüzden, sadece kadınlar değil, tüm bireyler olarak bu yükü fark etmek ve paylaşmak gerekiyor. Çünkü mutlu bir aile, ancak herkesin eşit şekilde sorumluluk aldığı bir ortamda mümkün olabilir.

Kadın Yorulursa Ne Olur?

Kadın durursa dünya durur. Oysa kadın da insandır. Yorulmaz sanılır, dinlenme hakkı bile elinden alınır. Halbuki dinlenmeye, takdir edilmeye, varlığının değerli hissettirilmesine ihtiyacı vardır. 

Oysa kadın, sabahın ilk ışıklarıyla başlayıp gece yorgun düşene kadar süren bir mesainin içinde sıkışıp kalıyor.

Anadolu’da da, şehirde de kadın hep aynı yükü taşır. Ama artık sadece taşımak değil, paylaşmak istiyor. O, yüklerin eşit bölündüğü bir hayatı hak ediyor.

Unutmayalım: Bir toplumun gerçek gücü, kadınlarının yalnız bırakılmadan var olabildiği ölçüde yükselir. Kadın yalnızsa, aslında toplum da yalnızdır.

Görüşmek üzere..

Arzu SEKİN


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

HANİ ENFLASYON DÜŞECEKTİ?

  Gazete sayfalarında dolaşırken yine o bildik haberle göz göze geldim: 'Akaryakıta dev zam geliyor.' Artık bu durum bir refleks h...