16 Mayıs 2026 Cumartesi

Çıkış Yolu Belli: Yeniden Ortak Akıl, Yeniden Biz

 

Mermer zemin üzerinde altın rengi adalet terazisi kefelerinde meclis binası ve el ele tutuşan halk figürleri dengesi.

Bir filmde duymuştum, diyordu ki: "Eğer nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yoktur." Aslında biz millet olarak nereye gitmek istediğimizi çok iyi biliyoruz. Hepimiz sabah uyandığımızda penceremizi huzurlu bir sokağa açmak, bakkala selam verirken ekonomiyi düşünmemek ve en önemlisi, adaletin bir yerlerde birileri için değil, hepimiz için bir gökyüzü gibi eşit dağıldığını bilmek istiyoruz. Ama bazen yolun ortasında durup pusulaya bakmak yerine, sadece rüzgârın bizi savurduğu yöne doğru koşuyoruz. İşin garibi, sanki her şey normalmiş gibi buna da alışıyoruz yavaş yavaş. Ya da yorulduk herhalde, artık ne deseler 'eyvallah' deyip geçiyoruz.

Asıl Sahibi Unutulan Mülk: Halk

Oysa biz kimiz? Biz, bu ülkenin harcıyız. Vergisiyle devleti ayakta tutan, askere giderken davul zurna çalan, komşusu açken uyuyamayan o büyük aileyiz. Yani "Millet"iz. Ama bazen modern dünyanın karmaşasında asıl gücün kimde olduğunu unutuyoruz. Devlet dediğimiz yapı, insanların birlikte yaşayabilmek için kurduğu ortak bir düzen; halkın güven, adalet, düzen ve huzur arayışından doğan ortak bir iradedir. Varlığını da gücünü de milletten alır.  Bu yüzden devletin görevi, halktan kopmak değil; halkın ihtiyaçlarına cevap verebilmektir. Bu yüzden ona verilen her yetkinin asıl amacı da insanın hayatını daha güvenli, daha adil ve daha yaşanabilir kılmaktır. Bu nedenle biz ona o yetkiyi, bize hükmetsin diye değil, bizi daha iyi yaşatsın, hakkımızı korusun ve düzeni sağlasın diye verdik. Çünkü devletin gerçek anlamı, halkına tepeden bakmak değil; halka hizmet edebilmektir.

Üstelik bu yalnızca bir bürokrasi görevi de değildir; bu vicdani bir sorumluluktur, hatta inancımıza göre "Hakk’a hizmet"in ta kendisidir. Çünkü dürüst olan, yasalara uyan, bu ülkenin kahrını çeken halktır. Eğer bir gemi ilerliyorsa, o gemiyi yürüten motor değil, o motoru besleyen, emek veren, yol alması için mücadele eden ve gemiyi sahiplenen mürettebattır. Yani biziz.

 Çıkış Kapısı: Güçlü Bir Meclis ve Parlamenter Sistem

Şimdi en can alıcı noktaya gelelim. Bir binanın ayakta kalması için yükün tek bir kolona değil, temele yayılması gerekir. Bana göre, Türkiye Cumhuriyeti’nin adını, varlığını ve o eski saygınlığını korumasının tek gerçek yolu, tam bağımsız bir Parlamenter Sistem’e geri dönmektir. Bu bir tercih değil, bir mecburiyettir.

Neden mi? Çünkü Cumhuriyet, halkın kendi kendisini yönetmesi demektir. Bu özgürlüğün nefes aldığı yer ise Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Halk milletvekilini seçmeli, o vekiller bakanlar kurulunu denetlemeli, sistem bir saat gibi tıkır tıkır işlemelidir. Cumhurbaşkanlığı makamı ise, tıpkı yasama, yürütme ve yargı gibi tarafsız bir liman olmalıdır; her türlü siyasi tartışmanın üzerinde, adil ve birleştirici bir sembol olarak en saygın mertebede durmalıdır.

Eğer tüm yetkiyi ve sorumluluğu tek bir noktaya toplarsak, hata payını büyütürüz. Oysa Parlamenter Sistem, farklı seslerin birleştiği, ortak aklın devreye girdiği bir denge ve güven mekanizmasıdır. Bugünün dünyasındaki o büyük kaostan çıkmanın yolu, meclis iradesini yeniden her şeyin üzerine koymaktır.

Bağımsızlık Sadece Bayrakla Olmaz

Sadece sınırları korumakla bağımsız olunmuyor. Bir ülkenin gerçek bağımsızlığı, kurumlarının ne kadar özgür olduğuyla ölçülür.

  • Yargı: Hâkimin cübbesinde düğme yoktur, çünkü kimsenin önünde iliklememesi gerekir. Adalet, liyakatle yürümeli. Bir hâkim karar verirken sadece kanuna ve vicdanına bakmalı, arkasındaki siyasi rüzgâra değil. Yargı, kendi içindeki liyakatle tam bağımsız olmalıdır.
  • Merkez Bankası: Cebimizdeki paranın değerini koruyan kale orasıdır. O kale siyasetin günlük heyecanlarına teslim edilirse, mutfaktaki yangın sönmez. Merkez Bankası tarafsız ve bağımsız olmak zorundadır.
  • Diyanet: İnanç, insanın en kutsal sığınağıdır. Diyanet İşleri Başkanlığı siyasetten tamamen arınmalı, inanç bütünlüğümüzü koruyan özerk bir yapıya kavuşmalıdır. Din, siyasetin malzemesi değil, toplumun huzur kaynağı kalmalıdır.

Sonuç Yerine: Işığı Aramak

Bugün dünya bir toz bulutu içinde. Her yerde bir kaos, bir belirsizlik... Ama biz, bu topraklarda binlerce yıldır küllerinden doğmayı başarmış bir milletiz. Bizim genlerimizde "örnek olmak" var. Eğer biz içeride evimizi düzene sokarsak, yani TBMM’nin tam bağımsızlığını ve yetkisini geri iade eden bir sisteme geçersek, sadece kendimizi kurtarmayız; tüm dünyaya bir huzur adası nasıl olur gösteririz.

Ben bir vatandaş olarak naçizane çözümümü buraya bırakıyorum. Bu bir kavga değil, bir özlem. Kardeşçe, el ele, ekonomik olarak ferahlamış ve en önemlisi "yarın ne olacak?" korkusu taşımadan yaşama özlemi.

Şunu da samimiyetle söyleyeyim: Ben sandıkta bu ışığı, yani parlamenter sisteme dönüş ve tam bağımsız kurumlar iradesini gördüğüm gün, oy kullanmaktan gerçekten zevk alacağım. O günü göreceğimize dair inancım tam.

Okuyan, anlayan ve bu dertle dertlenen herkese saygılarımı sunarım. Işığa giden yol, önce onu doğru yerde aramakla başlar.

Arzu SEKİN

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Çıkış Yolu Belli: Yeniden Ortak Akıl, Yeniden Biz

  Bir filmde duymuştum, diyordu ki: "Eğer nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yoktur." Aslında biz mi...