Sabah uyandım. İlk iş telefona uzandım. Maaş yatmış. Ama öyle bir heyecan falan yok, öyle bir coşku yok, öyle bir sevinç yok. Çünkü ne geleceğini, nereye gideceğini ezbere biliyorum artık. Sadece rakamlar değişiyor, ama hikaye aynı. Değişmeyen tek şey hayatım: Yıllarca çalışmışım, çabalamışım; Sabahları kahvaltı yerine aceleyle içilen çay, öğle aralarında yenen soğuk sandviçler, akşamları iş yorgunluğuyla eve zor atılan adımlar, seni yetersiz görerek yapılan mobingler, giydiğiniz kıyafete bile aşağılayıcı bakışlar...''Belki seneye yaparız diye ötelenenler'' Bunların hepsini neden yaptık? Neden katlandık? Rahat bir emeklilik için, değil mi?
Hepsi bir gün rahata
ereceğimiz için yapıldı. İşte o gün geldi: Emekliyim artık! Ama nerede o
hayaller, nerede gerçekler? Şimdi bırakın rahat bir hayatı, “Ay
sonunu nasıl çıkarırım?” derdiyle yeniden mücadele başlıyor.
Emekli maaşım yattığında
ilk hissettiğim şey şu: “Hadi gözün aydın, kirayı zar zor ödedin. Şimdi yaşamak
için ne yapacaksın? İşte o an anlıyorsunuz ki emekli
olmak, maaş bordrosundan kurtulmak değil; tam aksine, para hesabını
yaparken kendinizi matematik profesörüne çevirmek demek.
Biraz hesap yapalım.
Diyelim ki maaşınız 15
bin lira. Ama ev
kirası 12 bin lira! Elektrik, su, doğal gaz faturalarını hiç hesaba
katmadık daha. Markete gidecek cesaretim de kalmıyor. Markete
gittiğinizde, "Bu ay protein alma hakkımız dolmuş, sebzelerle
idare ederiz artık," diyorsunuz. Alışveriş listesi yazmak bile
moral bozucu. Çünkü ne yazsam, “Bu ay gerek yok” diye üstünü
çiziyorum. En son “Nefes almayı durdurup doğal gazı kapatsak mı?” diye
düşündüm. Sonuçta tasarruf her şeydir, değil mi?
Ve düşündüğümde, bu durum
yalnızca cebimizi değil, ruhumuzu da kemiriyor. Kendinizi sorgulamaya
başlıyorsunuz: “Yıllarca çalıştım, didindim, bunun için mi?” O
kadar yıllık çalışma, emeğe rağmen, sadece hayatta kalmak için uğraşmak zorunda
kalıyorum. Emekli olalı bir süre oldu ama galiba rahatlamadım. Yıllarca
yavaşça, sessizce birikmiş olan bir yalnızlık ve yetersizlik var içimde. Ve her
ayın son haftası geldiğinde, o çaresizlik hissi sizi bir kere daha teslim
alıyor. İşte en zoru bu. Yalnızca bir şeylere yetememek değil, bir birey olarak
değersizleştiğinizi hissetmek.
Bir gün bir yerde
yürürken, herkesin harcadığı paraları görünce aklıma şu geliyor: "Herkes
mutlu olmanın, rahatlamanın bir yolunu bulmuş." Ben hala ‘Bir
şekilde geçiniriz’ deyip kendimi kandırıyorum." Yalnız olmak ve tüm yükü
sırtlamak zor. İnsanın sadece hayatta kalması değil, bir anlamı da olmalı,
değil mi?
Ama işte, burada devreye
ironi giriyor. Çünkü başka nasıl dayanırsın? Çünkü ağlamamak için
gülmekten başka çareniz kalmıyor. Marketin sebze reyonunda, domateslerin
fiyatını görünce “Altın
almayı bıraktım, şimdi domates biriktiriyorum,” diye şaka
yapıyorsunuz kendi kendinize. Oysa içten içe biliyorsunuz ki bu şakaların
ardında büyük bir kırgınlık ve derin bir acı yatıyor. Ve her şaka, aslında
yaşadığımız çaresizliğin sessiz bir çığlığı adeta...
Gece yatağımda, ışıkları
kapatıp gözlerimi kapattığımda bir düşünce sarıyor zihnimi:
Nerede yanlış yaptım?
Neden hayatımıza
başkaları karar veriyor?
Bu kadar çalıştım, ama
sonunda bu kadar mı olmalıydı?
Bu kadar çalışmak
yetmediyse, başka ne yapabilirdim?
Bir ömür boyunca hayalini
kurduğumuz o rahat emeklilik, sonunda sadece ‘idare
etme’yle mi sınırlı kalacaktı?
Ama en acısı şu: Kendimi
değil, sistemi sorguluyorum. Çünkü biliyorum, mesele benim yeterliliğim değil,
sistemin ''adaletsizliği."
Hayat böyle bir şey işte.
Şimdi size soruyorum:
Bu düzen değişir mi,
yoksa hep böyle mi devam ederiz?
Emekli olmak, yaşlanınca
rahat etmek değil miydi?
Bir gün, hak ettiğimiz
hayatı yaşayacak mıyız?
Ve en önemlisi:
Hayallerimiz, maaşınız kadar küçük mü olmalı?
Bunlar belki de en önemli
sorular. Belki cevapları yok bu soruların. Ama sormaktan başka çaremiz yok.
Çünkü sormazsak, susarız. Ve belki de değiştirecek tek şey, bu soruları sormaya
devam etmek. Çünkü sustukça, yaşamak için elimize geçen her şeyi de kaybediyoruz.
Belki de bir gün, hak
ettiğimiz hayatı yaşarız. Ama o güne kadar, gülerek direnmeye devam edeceğiz;
başka çare bırakmadılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder