Toplumun her alanında
erkek egemen bakış açısının ve kalıplaşmış yargıların varlığını sürdürdüğü bir
düzende, birey olarak var olabilmek ve kendi yolunu çizebilmek büyük bir azim
gerektirir. Ne yazık ki toplumumuzda hâlâ kadınların birçok alanda kendilerini
ispatlamak zorunda bırakıldığı bir düzen var. Hâlâ kadınların başarısı bazen
şaşkınlıkla karşılanıyor, hâlâ bazı kapılar erkekler için daha kolay açılıyor.
Ama bütün bunlara rağmen vazgeçmeyen, çalışan, üreten ve emeğiyle bulunduğu
yeri hak eden kadınlar, sessizce büyük bir dönüşüm gerçekleştiriyor. Siyasette
bile kotaya ihtiyaç duyulan bu yapının karşısında, kadınlar artık hayatın her
alanında başarılarıyla bu ezberleri bozuyor. Özellikle spor sahnelerinde elde
edilen başarılar, sadece birer madalya veya kupadan ibaret değil; arkasından
gelen nesillere bırakılan en kıymetli özgüven mirasıdır. Bu dönüşümün en güçlü
simgeleri ise sahnede adeta devleşen tüm milli voleybolcu kızlarımızdır.
Bir çocuğun özgüvenini
büyüten şey sadece ailesi değildir; toplumun önüne çıkan iyi örnekler de onun
karakterini şekillendirir. Sahadaki her bir sporcu, sıradan birer başarı
hikayesinin ötesinde anlam taşıyor. Onlar, bu ülkenin farklı köşelerinden
çıkan, hayatın zorluklarına rağmen kendi ayakları üzerinde durmayı başaran ve
binlerce kız çocuğuna "ben de varım" cesaretini aşılayan birer rol
model. Çalışkanlığıyla, disipliniyle, mütevazılığıyla ve insanlığıyla örnek
olan her bir sporcumuz, farkında olmadan yeni neslin hayallerine dokunuyor.
Ne var ki, bugün bile
kimi zaman bu büyük emeği ve başarıyı konuşmak yerine, kadın sporcuların
kıyafetleri üzerinden tartışmalar yürütüldüğüne tanık oluyoruz. Bir sporcunun
kıyafeti üzerinden ahlâk tartışması yürütmek yerine, yıllarca verdiği emeğe,
gösterdiği disipline ve ülkesini temsil ederken ortaya koyduğu mücadeleye
bakabilmeliyiz. Çünkü bir insanın değerini belirleyen giydiği kıyafet değil;
karakteri, çalışkanlığı ve ortaya koyduğu başarıdır.
Tam da bu yüzden başarı
hikâyelerini konuşurken yalnızca alınan madalyaları ya da kazanılan kupaları
değil, verilen o büyük mücadeleyi de konuşmalıyız. Çünkü çocuklar sonuçtan çok
yolu öğrenir; emek vermeyi, pes etmemeyi, dürüst kalmayı ve inanmaktan vazgeçmemeyi
örnek alırlar. Ailelerinin büyük emeklerle, sevgiyle ve doğru değerlerle
yetiştirdiği bu evlatlar, işte tam olarak bu yüzden sadece spor yapmıyor; bu
ülkenin genç kızlarına hayal kurma ve o hayallerin peşinden gitme cesareti
veriyor.
Ben inanıyorum ki bu
ülkenin en büyük zenginliği, umudu büyüten insanlarıdır. Özellikle kız
çocuklarına "Sen de başarabilirsin, sen de bu toplumun güçlü bir
bireyisin" duygusunu hissettiren her kadın, geleceğe bırakılmış en
değerli izlerden biridir. Bir ülkenin geleceği de işte kendi potansiyelinin
farkında olan, birey olmanın sorumluluğunu taşıyan bu özgür bireylerle
şekillenir. Sahada dökülen her damla ter, mücadelenin ve vazgeçmemenin en somut
kanıtıdır.
Bu ülkenin fertleri
olarak, sadece kazanılan maçlar için değil; toplumsal zihniyeti
dönüştürdükleri, kız çocuklarımıza umut oldukları ve bu ülkenin başına gelen en
güzel şeylerden biri oldukları için onlara minnettarız. İşte bu yüzden böyle
insanlara duyulan teşekkür, sadece onlara değildir. Onları yetiştiren ailelere,
emek veren öğretmenlere ve en önemlisi, onları örnek alarak kendi yolunu
çizmeye hazırlanan bütün kız çocuklarınadır. Onların açtığı bu yolda inançla ve
kararlılıkla yürüyen her kız çocuğu, yarının daha güçlü ve eşit bir toplumunun
teminatıdır. Çünkü güçlü kadınlar yalnızca kendi hayatlarını değiştirmez; bir
ülkenin geleceğini de baştan yazarlar.
