24 Mayıs 2026 Pazar

Cumhuriyet Değerleri ve Halkın Sessiz Vicdanı: Biz Yeniden Doğarız

 

Kurak arazide yeniden doğuşu simgeleyen yeşil fidan ve arka planda dalgalanan Türk bayrağı ile Pamukkale ve Anadolu manzaralı gündoğumu fotoğrafı.

“Dünyayı değiştiremiyorsan dünyanı değiştirirsin. Hepsi bu.” der Kaybedenler Kulübü filminde. Ama bazen öyle bir an gelir ki, kendi dünyana çekilmek de yetmez. Çünkü dışarıda biriken adaletsizlik, çürüme ve kir, pencereyi ne kadar sıkı kapatırsan kapat içeri sızar. Nefes alamaz hale gelirsin. İşte tam o sınır çizgisindeyiz.

Siyaset denen kurum, bu topraklarda uzun süredir topluma hizmet etme aracı olmaktan çıktı. Koltuk kavgalarının, kişisel çıkarların, "aman altımdaki güç gitmesin" korkusunun esiri olmuş bir kumpas yuvasına döndü. İşin en acı tarafı ne biliyor musunuz? Bu çürümüşlük sadece bir tarafa özgü değil. Kendini muhalefetin kalesi, umudun adresi olarak pazarlayanların da bu sistemin bir parçası haline geldiğini, hatta bizzat o çarkı döndürdüğünü görmek canımızı daha çok yakıyor. Cumhuriyet’in kurucu değerlerini, Atatürk’ün mirasını sadece birer kartvizit gibi yakalarında taşıyan ama arkada kendi iktidar alanlarını korumak için her türlü ilkeyi çiğneyenlerin yarattığı hayal kırıklığı, düşmanın vurduğu darbeden daha derin bir iz bırakıyor.

Yıllardır bu ülkede bir "cahillik" tartışması döner durur. Harf devrimiyle "bir gecede cahil kaldık" diye sızlananlar, aslında bu halkın kendi öz dilini ve kimliğini asırlarca nasıl kaybettiğini görmezden gelirler. Ama asıl ironi bugün yaşanıyor. Bugün bu ülkenin insanı, bir gecede kuralların değiştiği, bir partinin meşruiyetinin altının oyulduğu, koskoca üniversitelerin bir bakkal dükkânı gibi kapatılabildiği bir düzene uyanıyor. Sabah gözünü açtığında cebindeki paranın, emeğinin, geleceğinin eriyip gittiğini gören bir halk var karşımızda. Ve birileri çıkıp, tüm bu olup bitenleri, bu ekonomik ve hukuki yıkımı anlamayacak kadar aptal olduğumuzu sanıyor.

Halkın ferasetini, izanını ve vicdanını küçümsemek, bu toprakların tarihindeki en büyük yanılgıdır. Adaleti, hukuku ve ellerindeki gücü sadece kendi pisliklerini örtmek, paçayı kurtarmak için kullananların sonu hep aynı olmuştur; tarih bunun örnekleriyle dolu. Siyaseti bir hizmet yarışı değil de bir savaş meydanı gibi görmek, rakibini sandıkta ya da fikirde yenmek yerine onu tamamen yok etmeye programlanmak, aslında büyük bir acizliğin ve korkunun dışavurumudur.

Ne koltuk sevdalısı proje adamları ne onların etrafında kümelenmiş o çıkarcı avane ne de bu halkın iradesini teslim alabileceğini sanan o kör düzen... Hiçbiri bu ülkenin damarlarındaki o bağımsızlık inancını söküp atamaz. Atatürk’ün izini, devrimlerini ve bu topraklara bıraktığı o onurlu mirası silmeye kimsenin gücü yetmez. Bunu hâlâ anlamayanlar, karşılarında kimin olduğunu unutuyorlar.

Karşılarında; Misak-ı Milli ruhunu içinde taşıyan, vatanı ve bağımsızlığı için gerekirse her şeyinden vazgeçebilecek bir ekolün çocukları var. Bizler, kökleri derinlerde olan bir çınar gibiyiz. Tepeden tırnağa budasanız da her fırtınada yapraklarımızı dökseniz de yine yeşeririz. Samsun’un dalgalı denizinden, İzmir’in dağlarından, Hatay’ın direncinden, Anadolu’nun fısıldayan her köşesinden yeniden doğarız. Çünkü bu halk, esarete alışık değildir; genlerinde küllerinden doğmak vardır.

Yapılan her türlü haksızlık, sergilenen her rezalet ve zorbalık hafızamıza kazınıyor. Demokrasiyi sadece kendilerine hizmet ettiğinde sevenlere, hukuku kendi kalkanı yapanlara bu halkın vereceği en net cevap yine sandıkta olacaktır. Korkup kaçtığınız, yüzleşmeye cesaret edemediğiniz o sandık önümüze geldiğinde, neyin ne olduğunu çok iyi bilen bu sessiz çoğunluk, sessizliğini bozacak ve hesabını soracaktır.

Bu da böyle biline.

Arzu SEKİN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kendi Sessizliğinde Huzur Bulmak

  İçinde debelenip durduğumuz o devasa kalabalığı bir anlığına dışarıdan izlediniz mi hiç? Herkesin durmadan konuştuğu, sürekli bir şeyler k...