“Adalet, sadece bize
dokunduğunda hatırlanacak bir şey değildir.”
Girdiğim hemen her
ortamda, başörtülü olsun ya da olmasın, birçok kadından benzer bir cümleyi
duyuyorum: "Zamanında başörtümüz yüzünden üniversite kapılarından
çevrildik, okuyamadık; o yüzden bugün ne olursa olsun bu yönetime destek
veriyoruz." Bu cümleyi her duyduğumda derinden bir şaşkınlık yaşıyorum.
Bir zamanlar bir hak arayışı olarak başlayan o mücadelenin, bugün yaşanan tüm
adaletsizliklere karşı bir "suskunluk kalkanı" olarak kullanılması ne
kadar acı.
Evet, zamanında bu ülkede
üniversite kapılarında başörtüsü
meselesi vardı ve bir hak arayışı olarak yaşandı ve bitti. Kimine göre
çok ağırdı, kimine göre bir süreçti; ama neticede bir yasak kalktı, bugün o
kapılardan istediğin gibi girebiliyorsun. Ancak asıl hikâye burada bitmiyor,
aksine tam burada başlıyor.
Çünkü bir hakkın
verilmesi, başka haksızlıkları alkışlama gerekçesi olamaz. Ama bugün, o
özgürlüğün gölgesinde başka adaletsizlikler yaşanıyorsa, buna da gözlerimizi
kapatamayız.
Çünkü bir hakkın sana
verilmiş olması, önündeki diğer bütün adaletsizliklere gözlerini yumman için
bir “sus payı” olamaz. Geçmişte yaşanan mağduriyet, bugünün adaletsizliğine
kılıf yapılamaz. Adalet, sadece bizim ihtiyacımız olduğunda çağırdığımız bir itfaiye
aracı değildir; herkes için her an yanması gereken bir meşaledir.
Bugün o özgürlüğün
gölgesinde, sokağa çıktığımızda yüzümüze çarpan çok daha sert bir gerçeklik
var: İnsanların insanca yaşama hakkının elinden alınması. Bir zamanlar
"başörtüsüyle okuyabilmek" en temel tartışmayken, bugün "okuyup
mezun olduktan sonra bir ev kiralayabilmek" imkânsız bir hayale dönüştü.
Dün üniversite kapıları ideolojik zincirlerle kapalıydı, bugün ise evlerin
kapıları fahiş kiralarla kilitli. İkisinde de dışarıda bırakılan ve örselenen
şey aynıdır: İnsanın haysiyeti. Şimdi sormak lazım; bir yasağın kalkmış olması,
sokaktaki açlığı, asgari ücretin kira karşısında eriyip bitişini, insanların
pazar artıklarını toplamasını görmezden gelmemize bir bahane olabilir mi?
Bir hakkın teslim
edilmesi, seni o düzene "ebedi borçlu" yapmaz. "Ben hakkımı
aldım, gerisi ne hali varsa görsün" demek, aslında adaletin özüne ihanet
etmektir. Gerçek nankörlük, dün sana yapılan haksızlığa karşı çıkan adaleti,
bugün başkasına yapılan haksızlığa kalkan etmekten gelir. Eğer bugün birileri
lüks içinde yüzerken, öte yanda bir baba evinin kirasını ödeyemediği için
kahroluyorsa; alınan o maaşlar, yapılan zamlar daha cebine girmeden ev
sahibinin hesabına akıyorsa, orada bir "özgürlükten" bahsedemeyiz.
Biz sadece bir engeli aştık, ama koca bir uçurumun kenarına geldik.
Halk giderek
yoksullaşırken, gelir
eşitsizliği uçurumlar yaratırken "Bakın artık üniversiteye
girebiliyorsunuz" demek, karnı aç birine teselli vermekten öteye gitmiyor.
Adalet bir bütündür; bir parçasını aldın diye diğer parçaların kırılıp
dökülmesine alkış tutamazsın. Bir yanlışı düzeltmek, ondan sonra gelen bin tane
yanlışa meşruiyet kazandırmaz. Dün 'başörtüsüyle kampüse giren genç' fotoğrafı
bir özgürlük zaferiyse; bugün 'market poşetiyle fiyat etiketlerine bakıp
boynunu büken emekli' fotoğrafı bir esaret kanıtıdır.
Gerçekten hakkaniyetli
bir duruş, sadece kendine dokunan yasağa karşı çıkmak değil, senden olmayan,
senin gibi düşünmeyen ya da sadece hayatın yükü altında ezilen herkes için
"burada bir yanlış var" diyebilmektir. Bugünün yanlışı ise çok açık: Emek
sömürüsü, derin yoksulluk ve insanların en temel barınma
hakkının bile lüks haline gelmesi.
Kendi kapımızı açtık
diye, komşunun evinin yanmasına seyirci kalamayız. Eğer o gün verilen mücadele
bir "insan onuru" mücadelesiyse, bugün asıl onur mücadelesi
insanların geçim derdine, bu ekonomik adaletsizliğe karşı durabilmektir. Çünkü
vicdanın emekliliği olmaz ve zulmü bizzat tatmış olanın, başkasının uğradığı
zulme mazeret üretmesi, kendi geçmişine ve çektiği acılara ihanetidir. Karnı
aç, geleceği karanlık ve barınacak yeri olmayan bir insanın özgürlüğü, sadece
kâğıt üzerinde kalmış bir kelimeden ibarettir. Unutmayalım ki; birinin tok
yatması için diğerinin susması gerekiyorsa, o sofrada bereket değil, sadece
haksızlık vardır.
Siz ne düşünüyorsunuz?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder