14 Mart 2026 Cumartesi

Bir Hakkın Bedeli, Başka Haksızlıklara Susmak Değildir

 

Açık bir üniversite kapısı ile kilitli, üzerinde kira kontratı asılı olan bir kapı arasında duran, elinde diploma tutan düşünceli kadın figürü.

Adalet, sadece bize dokunduğunda hatırlanacak bir şey değildir.”

Girdiğim hemen her ortamda, başörtülü olsun ya da olmasın, birçok kadından benzer bir cümleyi duyuyorum: "Zamanında başörtümüz yüzünden üniversite kapılarından çevrildik, okuyamadık; o yüzden bugün ne olursa olsun bu yönetime destek veriyoruz." Bu cümleyi her duyduğumda derinden bir şaşkınlık yaşıyorum. Bir zamanlar bir hak arayışı olarak başlayan o mücadelenin, bugün yaşanan tüm adaletsizliklere karşı bir "suskunluk kalkanı" olarak kullanılması ne kadar acı.

Evet, zamanında bu ülkede üniversite kapılarında başörtüsü meselesi vardı ve bir hak arayışı olarak yaşandı ve bitti. Kimine göre çok ağırdı, kimine göre bir süreçti; ama neticede bir yasak kalktı, bugün o kapılardan istediğin gibi girebiliyorsun. Ancak asıl hikâye burada bitmiyor, aksine tam burada başlıyor.

Çünkü bir hakkın verilmesi, başka haksızlıkları alkışlama gerekçesi olamaz. Ama bugün, o özgürlüğün gölgesinde başka adaletsizlikler yaşanıyorsa, buna da gözlerimizi kapatamayız.

Çünkü bir hakkın sana verilmiş olması, önündeki diğer bütün adaletsizliklere gözlerini yumman için bir “sus payı” olamaz. Geçmişte yaşanan mağduriyet, bugünün adaletsizliğine kılıf yapılamaz. Adalet, sadece bizim ihtiyacımız olduğunda çağırdığımız bir itfaiye aracı değildir; herkes için her an yanması gereken bir meşaledir.

Bugün o özgürlüğün gölgesinde, sokağa çıktığımızda yüzümüze çarpan çok daha sert bir gerçeklik var: İnsanların insanca yaşama hakkının elinden alınması. Bir zamanlar "başörtüsüyle okuyabilmek" en temel tartışmayken, bugün "okuyup mezun olduktan sonra bir ev kiralayabilmek" imkânsız bir hayale dönüştü. Dün üniversite kapıları ideolojik zincirlerle kapalıydı, bugün ise evlerin kapıları fahiş kiralarla kilitli. İkisinde de dışarıda bırakılan ve örselenen şey aynıdır: İnsanın haysiyeti. Şimdi sormak lazım; bir yasağın kalkmış olması, sokaktaki açlığı, asgari ücretin kira karşısında eriyip bitişini, insanların pazar artıklarını toplamasını görmezden gelmemize bir bahane olabilir mi?

Bir hakkın teslim edilmesi, seni o düzene "ebedi borçlu" yapmaz. "Ben hakkımı aldım, gerisi ne hali varsa görsün" demek, aslında adaletin özüne ihanet etmektir. Gerçek nankörlük, dün sana yapılan haksızlığa karşı çıkan adaleti, bugün başkasına yapılan haksızlığa kalkan etmekten gelir. Eğer bugün birileri lüks içinde yüzerken, öte yanda bir baba evinin kirasını ödeyemediği için kahroluyorsa; alınan o maaşlar, yapılan zamlar daha cebine girmeden ev sahibinin hesabına akıyorsa, orada bir "özgürlükten" bahsedemeyiz. Biz sadece bir engeli aştık, ama koca bir uçurumun kenarına geldik.

Halk giderek yoksullaşırken, gelir eşitsizliği uçurumlar yaratırken "Bakın artık üniversiteye girebiliyorsunuz" demek, karnı aç birine teselli vermekten öteye gitmiyor. Adalet bir bütündür; bir parçasını aldın diye diğer parçaların kırılıp dökülmesine alkış tutamazsın. Bir yanlışı düzeltmek, ondan sonra gelen bin tane yanlışa meşruiyet kazandırmaz. Dün 'başörtüsüyle kampüse giren genç' fotoğrafı bir özgürlük zaferiyse; bugün 'market poşetiyle fiyat etiketlerine bakıp boynunu büken emekli' fotoğrafı bir esaret kanıtıdır.

Gerçekten hakkaniyetli bir duruş, sadece kendine dokunan yasağa karşı çıkmak değil, senden olmayan, senin gibi düşünmeyen ya da sadece hayatın yükü altında ezilen herkes için "burada bir yanlış var" diyebilmektir. Bugünün yanlışı ise çok açık: Emek sömürüsü, derin yoksulluk ve insanların en temel barınma hakkının bile lüks haline gelmesi.

Kendi kapımızı açtık diye, komşunun evinin yanmasına seyirci kalamayız. Eğer o gün verilen mücadele bir "insan onuru" mücadelesiyse, bugün asıl onur mücadelesi insanların geçim derdine, bu ekonomik adaletsizliğe karşı durabilmektir. Çünkü vicdanın emekliliği olmaz ve zulmü bizzat tatmış olanın, başkasının uğradığı zulme mazeret üretmesi, kendi geçmişine ve çektiği acılara ihanetidir. Karnı aç, geleceği karanlık ve barınacak yeri olmayan bir insanın özgürlüğü, sadece kâğıt üzerinde kalmış bir kelimeden ibarettir. Unutmayalım ki; birinin tok yatması için diğerinin susması gerekiyorsa, o sofrada bereket değil, sadece haksızlık vardır.

Siz ne düşünüyorsunuz?

 Arzu SEKİN

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bir Hakkın Bedeli, Başka Haksızlıklara Susmak Değildir

  “ Adalet , sadece bize dokunduğunda hatırlanacak bir şey değildir.” Girdiğim hemen her ortamda, başörtülü olsun ya da olmasın, birçok ka...