Gazete sayfalarında
dolaşırken yine o bildik haberle göz göze geldim: 'Akaryakıta dev zam
geliyor.'
Artık bu durum bir
refleks halini aldı; ne şaşırıyoruz ne de öfkeleniyoruz. Hatta duygularımız
arasındaki o keskin geçişleri bile yitirdik, derin bir hissizliğin içindeyiz.
Haberin altındaki yorumlara bakma gereği dahi duymadım; çünkü o an kendi
içimdeki ses, muhtemelen sizin de şu an zihninizde yankılanan o soruyu sordu: 'İyi
de hani enflasyon düşecekti?'
Hissiyatımızda yalnız
değiliz. Hepimiz bir tür kandırılmışlık hissiyle, cüzdanımızdaki yangının ne
zaman söneceğini bekliyoruz. Ama gelin; şu meseleyi bir köşede oturup kahve
içiyormuşuz gibi enine boyuna, samimiyetle konuşalım: Neden akaryakıt zammı dendiğinde
hepimizin uykusu kaçıyor?
Şimdi duralım. Gerçekten
duralım.
Akaryakıta zam gelmesinin
ne anlama geldiğini aslında hepimiz çok iyi biliyoruz; ama sanki kimse bunu
yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyor. Bu ülkede akaryakıt, sadece bir
deponun içine hapsedilen bir sıvı değildir. O mazot; traktör olup tarlaya giriyor,
kamyon olup yollara düşüyor; tarladan hale, halden markete, marketten de
mutfağımıza ulaşıyor. Yani aslında biz markete gittiğimizde sadece domates, süt
ya da deterjan almıyoruz; biz, aynı zamanda koca bir 'nakliye' maliyetini de
satın alıyoruz. Haliyle akaryakıt zamlanıyorsa, iğneden ipliğe her şeyin fiyatı
cep yakıyor demektir. Bunun kaçışı yok; bu, ekonominin en yalın ve en acımasız
kuralı.
O yüzden biri çıkıp
'enflasyon düşüyor' dediğinde, aynı gün benzine zam geliyorsa; insanın aklıyla
dalga geçiliyormuş hissi uyanıyor. Bu sadece cüzdanı değil, ruhu da yoran bir
süreç. 'Yine mi kandırılıyoruz?' sorusu, aslında derinden gelen bir güvensizlik
çığlığı. Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir; ekonomi her şeyden
önce güvendir. Yarın sabah fiyatların ne olacağını bilmediğimiz bir ortamda ne
plan yapabiliyoruz ne de önümüzü görebiliyoruz. Bu, matematikten ziyade sabır
sınırlarını zorlayan bir çelişki.
Kabul edelim; enflasyon
kâğıt üzerinde, tablolarda ya da sunumlarda düşebilir. Ama hayatın içinde
akaryakıt zamlanmaya devam ediyorsa, o enflasyon sokakta hâlâ dimdik ayaktadır.
Meseleyi şöyle hayal edin: Her gün üzerimize %10 hızla koşan bir canavar var.
Hızı %5’e inince canavar durmuyor, sadece üzerimize biraz daha yavaş geliyor.
Ama o canavarın sırtına akaryakıt zammı gibi bir 'yakıt' eklendiğinde, yeniden
depar atmaya başlıyor. İşte biz buna 'maliyet enflasyonu' diyoruz ve bu döngü
kırılmadığı sürece, sokaktaki insanın 'Enflasyon düştü' sözüne inanması
imkânsızlaşıyor.
Hemen arkasından o bildik
savunma geliyor: 'Bu zamlar küresel, dışa bağımlıyız. Doğru. Evet, dışa
bağımlıyız. Ama asıl soru şu: Herkes bizim kadar mı yanıyor? Cevap maalesef
hayır. Çünkü bazı ülkeler vatandaşına, 'Ben de zorlanıyorum ama bu yükü
birlikte omuzlayacağız,' der. Bizde ise yük hep aynı adrese bırakılır: Halka.
Akaryakıtın neden her zaman ilk zamlanan ve en son indirilen kalem olduğunu biliyor musunuz? Çünkü kaçış yok. Arabanız olmasa da köyde yaşasanız da işe yürüyerek gitseniz de o bedeli ödersiniz. Devlet için en güvenli tahsilat kalemidir akaryakıt; kimse 'kullanmıyorum' diyemez. İşte bu yüzden, kurulan her 'enflasyonla mücadele' cümlesinin altı, pompada boşalıyor. Bir yandan 'sabredin' denirken, diğer yandan o sabrın üstüne bidonla benzin dökülüyor.
Asıl kırıcı olan da şu:
Bu zamlar artık sürpriz değil.
Ama normalleştirilmesi isteniyor.
“Alışın” deniyor.
“Yeni gerçeklik” deniyor.
Oysa bu yeni değil, bu gerçeklik hiç değil.
Ben o haberi görünce şunu
düşündüm:
Eğer akaryakıt zamlanıyorsa,
eğer taşıma zamlanıyorsa,
eğer üretim pahalanıyorsa…
Bu enflasyon hangi yoldan düşecek?
Cevap basit ama
söylenmiyor:
Düşmeyecek.
Çünkü düşmesi için önce gerçeğin kabul edilmesi gerekir.
Biz ise her seferinde başka bir hikâyeyle oyalanıyoruz.
Belki de mesele rakamlar
değil.
Belki de asıl sorun, insanların artık kandırıldığını hissetmesi.
Çünkü bir ülkede güven kayboldu mu ne enflasyon iner ne hayat hafifler.
Sorun petrolün fiyatı
değil; sorun, yükün hep aynı omuzlara binmesidir.
Bir Cümleyle Söylersek:
Şu bir gerçek ki; depo
dolmadan tencere ucuza kaynamıyor. Akaryakıt fiyatları bu kadar oynakken
enflasyonun kalıcı olarak düşmesini beklemek, rüzgâra karşı ıslık çalmaya
benziyor. Bizim istediğimiz mucizeler değil; sadece aldığımız maaşın ay sonuna
kadar nefes alabilmesi ve verilen sözlerin artık pazar poşetlerine yansıması.
Siz ne dersiniz? Sizin
cüzdanınızdaki o 'domino etkisi' bugün hangi etiketi devirdi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder