Dostlar, gelin bugün kalemi kâğıdı bir kenara bırakalım da biraz dertleşelim... Ama öyle siyasetin o soğuk, rüzgârlı ve ruhsuz koridorlarından bahsetmeyeceğim size. Gelin, mutfak masamızın o emektar örtüsüne, ay sonu gelmeyen hesapların o yorgun sessizliğine ve en önemlisi; omuzlarımızda bir dağ gibi taşıdığımız "vicdan" dediğimiz o ağır yüke dair konuşalım.
Bugün size bir dram
anlatacağım. Ama öyle bildiğiniz dramlardan değil; hani izlerken
gözyaşlarınızın pıt pıt döküleceği, "Vah garibim, nasıl da
geçinemiyor!" diyeceğiniz türden, başrolünde bir milletvekilinin olduğu
trajikomik bir hikâye bu.
Kahramanımız AKP Tekirdağ
Milletvekili Mestan Özcan. Kendisine "adamcağız" diyeceğim çünkü kendi
tabiriyle öyle bir darlıkta, öyle bir ruhsal kıtlıkta ki; sanırsınız kapısına
icra dayanmış, sanırsınız ocağı tütmüyor. Hani partisinin Grup Başkanvekili
Özlem Zengin emekliler için "gariban" sıfatını kullanmıştı ya, meğer
bizim vekilimiz de o kervanın en mahzun yolcusuymuş! Neden derseniz; o da bir
emekli!
Mestan Bey dertli, Mestan
Bey sitemkâr... Geçen gün basın mensuplarının karşısına geçip öyle bir
"geçinemiyoruz" edebiyatı yaptı ki, sanırsınız elinde fileyle pazarın
dağılmasını bekleyen o gerçek emeklilerden biri konuşuyor.
Ve insan düşünmeden
edemiyor; Meclis’e doğru dürüst uğramayan, halkın derdine derman olacak tek bir
yasa önerisi bile vermeyen bu isimleri nereden bulup getirirler önümüze? Sessiz
sedasız o koltuklarda oturup, sonra da çıkıp sanki her gün millet için ter döküyormuş
gibi kendi dertlerine düşmeleri... Üstelik bir de emekli maaşı düşük diye isyan
etmeleri yok mu? İnsan hayret ediyor.
Gelin, şu
"geçinememe" matematiğine beraber bakalım, bakalım ki sızlayan
yerimizi daha iyi tanıyalım. Mestan Bey'in 'emekli' cüzdanına her ay 177 bin TL
damlıyor. Ama dedik ya, beyefendi 'mağdur'... Bu yüzden bir de milletvekili
maaşı ekleniyor o rakamın üstüne: 273 bin TL. Etti mi size aylık toplam 450
bin TL! İşte bu devasa rakamla, hayata tutunmaya çalışıyor bu 'acınası'
beyefendi.
Dostlar, bu sadece bir
rakam değil. Bu rakam, 23 asgari ücretlinin alnının teri, evine götürdüğü
ekmeği demek. Bu rakam, bir emeklinin ömründen iki koca yılı verip de
biriktiremediği o yorgun umut demek. Eğer bir insan, 23 ailenin toplam rızkını
tek başına cebine koyup hala "yetmiyor" diye feryat edebiliyorsa;
orada mesele cüzdanın boşluğu değildir. Orada mesele, ruhun o dipsiz, o bir
türlü dolmak bilmeyen karanlık kuyusudur.
Mestan Bey o kadar
çaresiz kalmış ki, Çorlu’da basın karşısına geçip bir de gazetecilere meydan
okuyor: "Maaşımı sana vereyim, gel bu parayla sen idare et!"
diyor. Bak sen şu teklife! Şu sözdeki gizli kibre, şu sokağa tepeden bakan
edaya bakar mısınız?
Bir ayda tam 23 asgari
ücretlinin parasını cebine koyan birinin, bu parayı "yönetememekten" şikâyet
etmesi için ya matematik bilmiyor olması lazım ya da bizlerle dalga geçiyor
olması. Sayın Vekil, o parayı yönetmekte ne var? O parayla bir mahalle bayram
eder, bir okulun çocukları sevinçten kanatlanır.
Ama asıl soru şu: Siz o
parayı verirken, yanına her sabah o tıkış tıkış otobüslere binen babanın
omuzlarındaki o yorgun yükü de verecek misiniz? Akşam eve götüremediği o bir
kilo eti de verecek misin yanına? Akşam pazarında, tezgahların altında kalan
bir parça ucuzluk için eğilen o mahcup başları da ekleyecek misiniz o pakete? O
para her türlü yönetilir elbet; ama o yitip giden vicdan, o kopup giden empati
hangi teraziyle dengelenir, asıl onu söyleyin bize.
Meclis Lokantası Dramı
Dramın en hüzünlü perdesi
ise Meclis Lokantası… Efendimiz, gazetecilere adeta sitem ediyor: Neden mi? "Sizin yüzünüzden Meclis
lokantasına beş defa zam yaptılar, zamlı yiyoruz!" diye feryat ediyor.
Duyan da sanacak ki
Meclis lokantasında bir porsiyon kebap dışarıdaki gibi 500-600 lira! Şu cümleyi
kurarken insanın yüreği hiç mi sızlamaz? Dışarıda insanlar fırınların önünden
geçerken kokusunu içine çekmesin diye başını başka yöne çevirirken; Türkiye’nin
en imtiyazlı, en korunaklı sofrasında, bir tas çorba parasına krallar gibi
yemek yiyip "zam geldi" diye feryat etmek... Halkın vergileriyle
donatılmış o masadan kalkarken hâlâ sızlanmak, sadece sokağın nefesinden kopmak
değil, geldiği yeri bütünüyle unutmaktır. İşte bu, o meşhur fildişi
kulelerinden aşağıya, ekmek derdindeki halkın yüzüne bakmamanın en acı
resmidir.
Mesele sadece maaş da
değil. Mestan Bey’in meşhur bir köfte zinciri var. Maşallah, cirolar milyonluk,
porsiyonlar 420 TL’den başlıyor.
Porsiyonu bir emeklinin
günlük harçlığından pahalı olan o köfteler, milyonluk cirolar... Şimdi sormak
hakkımız değil mi: Bir porsiyon köfteyi asgari ücretlinin günlük kazancına
satarken mi "bağlamından koptunuz"? Yoksa her ay yarım milyon lirayı
hesabınıza çekerken, kendinizi o "gariban" dediğiniz halkla aynı
safta mı sandınız?
Hani diyor ya; "Konuşmam
bağlamından koparıldı" diye... Biz o bağlamı çok iyi biliyoruz Mestan
Bey. O bağlam; utanmanın, edebin ve geldiği toprağa yabancılaşmanın o hüzünlü
bağlamıdır.
Son Söz: Bir Yudum Şükür,
Bir Ömür Onur
Dostlarım, biz yine biz
bizeyiz. Biz yine o eksik kalan ama içine onur katılmış maaşlarımızla,
birbirimize yaslanarak yürümeye devam edeceğiz. Çünkü biliriz ki insanı ayakta
tutan şey, cebine giren para değil; başkasının yokluğunu hissedebilen o ince
yeridir.
Mestan Bey’in teklifine
gelince; valla ben sıcak bakıyorum! Verin o 450 bin lirayı, biz o parayla değil
bir ay idare etmeyi, bir mahalleyi doyururuz. Ayrıca size o paranın içinden
nasıl bereket çıkarılır, bir yudum suyla nasıl devasa bir şükür sofrası kurulur
bir ayda öğretsin. Ama siz de karşılığında bir aylığına, sadece bir aylığına, o
"gariban" dediğiniz gerçek emeklinin sabahına uyanın; onun eskimiş ayakkabılarıyla
çıkın sokağa, akşamı ne pişireceğini düşünerek kapıyı kapatın.
Bakalım o meşhur
"bağlam", o zaman Meclis lokantası zamlarından daha mı acıymış, hep
beraber hissedelim!
Benim yazılarımda en çok
vurguladığım iki kavram var: Utanma ve vicdan! Bir insan, sokağa çıktığında
insanların gözünün içine bakarken bu rakamları "yetersiz"
bulabiliyorsa, orada ne vicdan kalmıştır ne de terbiye sınırı.
Allah hepimize önce
"gönül doygunluğu", sonra da o eski toprakların vakur edebini nasip
etsin.
Sevgiyle Kalın…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder