Geçen gün birinin bana
bakarken gözlerindeki o mutlak ilgisizliği gördüm. Hani orada olsan da olur,
olmasan da olur gibi bir bakış. O an, o meşhur "hiçlik" yine gelip
boğazıma çöktü. Çünkü biz, birinin gözünde "özel" olmadığımızda, sanki
bu dünyada kapladığımız yerin de bir anlamı yokmuş gibi kodlanmışız.
Eğer sevilecek kadar
değerli değilsem, o zaman hiç yokumdur. Mantık bu kadar basit ve bu kadar
acımasız çalışıyor içeride.
Dürüst konuşalım;
sevgisizlik insanı içten içe çürüten bir asit gibi. Birinin seni "olduğun
gibi" kabullenmemesi, çocukluğundan beri beklediğin o onayı kimseden
alamamış olmak... Bir süre sonra insanı şu noktaya getiriyor: “Bende bir
eksiklik var ki, içimde hep bir tuhaflık hissiyle yaşıyorum; kimse beni o
derin, o sarsılmaz aidiyetle sarmıyor.” Herkesin bir 'evi', bir 'limanı' var
gibi görünürken; benim hep dışarıda, rüzgârda kalmışım gibi hissetmem
bundandır.
Sonra başlıyorsun kendini
kemirmeye. Birinin sevgisini kazanmak için şekilden şekle giriyor, onaylanmak
için ruhundan ödün veriyor, görülmek için olmadık taklalar atıyorsun ama
nafile. Sevgisizliğin açtığı o değersizlik çukurunu başkasının ilgisiyle
doldurmaya çalışmak, delik bir kovaya su taşımak gibi. Ne kadar dökersen dök,
dibi görmüyorsun.
İşte en sert gerçek: Kimse
seni sevmek zorunda değil. Ve sen, bir başkası seni sevmiyor diye bir toz
zerresine dönüşmek zorunda değilsin.
Dün gece kendi kendime
şunu sordum: "Başkası bana o sevgi dolu gözlerle bakmıyor diye, ben
neden kendi celladım oluyorum?" Kendimi, başkalarının bana vermediği o
sevgi üzerinden cezalandırmak ne kadar mantıklı? Sevilmemek bir başarısızlık
değildir; bazen sadece bir rastlantıdır, bazen yanlış insanların arasında
kalmaktır.
Bu değersizlik hissinin
canı cehenneme. Eğer dünya beni sevmeyi beceremiyorsa, ben kendime olan o var
olma borcumu ödemek zorundayım. Hiçlikten çıkış yolu, birinin gelip bizi
kurtarmasını beklemekten geçmiyor. O yol, o ıssız ve sevgisiz odada kendi
kendine sarılabilmekten geçiyor.
Evet, belki bugün birinin
"en değerlisi" değilsin. Belki o beklediğin sevgi mesajı hiç
gelmeyecek. Ama bu senin "hiç" olduğun anlamına gelmiyor. Bu sadece,
senin sevginin değerini henüz hak eden bir yer bulamadığı anlamına geliyor.
Bundan sonra,
sevilmediğim yerlerde bir saniye bile kalıp kendimi değersizlik asidine teslim
etmeyeceğim. Eğer kimse beni sevmiyorsa, bu onların kaybı olsun. Ben, bu
dünyada sadece "olduğum için" değerliyim. Kimsenin onayına, kimsenin
aşkına, kimsenin "aferinine" ihtiyacım yok. Kendi boşluğumu kendi
varlığımla doldurmayı öğreneceğim.
"Yalnızlık,
kimsesizlik değildir; yalnızlık, insanın kendini kimsesiz bırakmasıdır."
Çünkü en büyük devrim,
sevilmediğin bir dünyada kendi değerini kendin tayin etmektir.
Peki ya sen, en son ne
zaman bir rüzgârın ortasında kalmış gibi hissettin?
Sevgiyle Kalın..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder