Okul sıralarının birer birer sessizliğe gömüldüğü, neşenin yerini simsiyah bir kederin aldığı günlerden geçiyoruz. Dün ve bugün yaşananlar, sadece birkaç okulun değil, hepimizin ruhunda derin çatlaklar açtı. Klavyenin başına geçip iki kelimeyi yan yana getirmek her zamankinden daha zor ama konuşmak, anlatmak, durup bir düşünmek zorundayız. Çünkü bu ateş hepimizi yakıyor.
Eskiden, en azından bizim
zamanımızda, okul dediğin, insanın kendini güvende hissettiği bir yerdi.
Öğretmen, anne babadan sonra gelen o güvenli eldi. Şimdi bakıyorum da roller
tamamen değişmiş. Artık öğrenciler öğretmenlerden çekinmiyor; aksine
öğretmenler, sınıfa girerken öğrenciden ya da okul kapısında bekleyen veliden
korkar hale geldi. Okullarda öğretmenin otoritesi ciddi bir erozyona uğradı.
Eskiden “öğretmen” denince saygı, korkuyla karışık bir hürmet vardı. Şimdi ise
birçok öğretmen sınıfa girerken tedirgin oluyor. Veliler okul yönetimine, hatta
öğretmenlere karşı adeta “müşteri gibi” davranıyor; “benim çocuğum” diyerek her
türlü saygısızlığı, tehdidi normalleştiriyor. Öğrenciler ise bu iklimde
“özgüven” adı altında sınır tanımazlığı, küfürü, şiddeti ve mobbingi öğreniyor.
Bir saygısızlık furyasıdır gidiyor ve ne acıdır ki bu durumun adı
"özgüven" konulmuş. Sınır tanımamayı, nezaketi elinin tersiyle itmeyi
"dik duruş" sanan bir nesil yetişiyor. Ama bu özgüven değil; bu,
temeli boşaltılmış bir cesaretin yıkıcı dışavurumu.
Daha acısı ne biliyor
musunuz? Bunun artık kimseye tuhaf gelmemesi. Bir öğretmenin korkarak sınıfa
girmesi, bir velinin öfkeyle okul basması… Bunları konuşup iki gün üzülüp sonra
unutuyoruz. Sanki olması gereken buymuş gibi. Oysa alıştığımız şeyler, en tehlikeli
kırılmaların başlangıcıdır.
Peki, bu çocuklar bu
zehri nereden alıyor? Kafanızı çevirip bir ekrana bakın, cevabı orada.
Dizilerde, sosyal medyada boy gösteren o "mafya gibi" karakterler her
yerde. Belinde silahı olan, yasayı hiçe sayan ama güya "çok
vicdanlı", "çok yardımsever" gösterilen o tipler, gençlerin
zihninde kahramanlaştırılıyor. Şiddet, yakışıklı aktörlerin üzerine giydirilmiş
havalı bir kostüm gibi pazarlanıyor. Kötülük, üzerine bir tutam
"merhamet" sosu dökülerek şirinleştiriliyor. Çocuklar, adaleti
mahkemede ya da vicdanda değil, o karanlık figürlerin namlusunda aramaya
başlıyor.
Ama mesele sadece okul
kapısında da bitmiyor. O çocuk o kapıdan içeri girene kadar zaten bir hikâyenin
içinden geliyor. Evinde söz dinlemeyen değil, aslında kimseyi dinlemeyi hiç
öğrenememiş bir çocuk… Çünkü ona “dur” demesi gerekenler, hayata yetişmekten
kendine bile “dur” diyemiyor. Yorgun, dağılmış, kendi yükünün altında ezilen
yetişkinler; farkında olmadan sınır koyamadıkları bir dünyanın kapısını
aralıyor.
Eğitim sistemi derseniz…
o zaten uzun zamandır can çekişiyor. Milli eğitimin yönetilememesi, sadece
müfredat meselesi değil; bu bir değerler meselesi. Okulu sadece test çözülen,
ezber yapılan bir binaya indirgedik. İçindeki ruhu, o kadim usta-çırak
ilişkisini, birbirinin hukukuna saygı duymayı unutturduk. Eğitim, kâğıt
üstündeki rakamlardan ibaret kalınca; sokaktaki o kirli kültür, sınıfın içine
kadar sızdı.
Bu yaşadıklarımız tesadüf
değil. Bu, göz göre göre gelen bir çürümenin son halkası. Eğer bugün bir
öğretmen öğrencisine bir şey söylerken "başıma bir iş gelir mi?" diye
düşünüyorsa, eğer bir veli okul basmayı hak aramak sanıyorsa ve eğer bir genç
şiddeti çıkış yolu görüyorsa; hepimiz şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz.
Adalet mühür basılan bir
kâğıt parçası değildir; o mühür vurulurken kimin canının yanmadığıdır. Bugün
çocukların canı yanıyor, geleceğimiz soluyor. Sadece yas tutmak yetmez; o sahte
kahramanları ekranlardan, o saygısızlık virüsünü zihinlerden temizlemedikçe bu
sızı dinmeyecek.
Bu gidişatı değiştirecek
olan ne tek bir yasa ne de tek bir kurum. Bu, her birimizin evinde, dilinde,
tavrında başlayacak. Çocuğa sınır koymakla, öğretmene sahip çıkmakla, yanlışı
alkışlamamakla… Küçük gibi görünen ama aslında geleceği belirleyen şeylerle.
Sessiz kalmak, bu
karanlığa ortak olmaktır. Biz ne ara bu kadar koptuk birbirimizden? Ne ara
şiddeti bu kadar kanıksadık? Bu soruların cevabını bulmadan… hiçbir kapı bize
gerçekten güvenli olmayacak.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder