1 Şubat 2026 Pazar

HANİ ENFLASYON DÜŞECEKTİ?

 Akaryakıt zamlarının enflasyon üzerindeki domino etkisini ve halk üzerindeki ekonomik yükü temsil eden görsel

Gazete sayfalarında dolaşırken yine o bildik haberle göz göze geldim: 'Akaryakıta dev zam geliyor.'

Artık bu durum bir refleks halini aldı; ne şaşırıyoruz ne de öfkeleniyoruz. Hatta duygularımız arasındaki o keskin geçişleri bile yitirdik, derin bir hissizliğin içindeyiz. Haberin altındaki yorumlara bakma gereği dahi duymadım; çünkü o an kendi içimdeki ses, muhtemelen sizin de şu an zihninizde yankılanan o soruyu sordu: 'İyi de hani enflasyon düşecekti?'

Hissiyatımızda yalnız değiliz. Hepimiz bir tür kandırılmışlık hissiyle, cüzdanımızdaki yangının ne zaman söneceğini bekliyoruz. Ama gelin; şu meseleyi bir köşede oturup kahve içiyormuşuz gibi enine boyuna, samimiyetle konuşalım: Neden akaryakıt zammı dendiğinde hepimizin uykusu kaçıyor?

Şimdi duralım. Gerçekten duralım.

Akaryakıta zam gelmesinin ne anlama geldiğini aslında hepimiz çok iyi biliyoruz; ama sanki kimse bunu yüksek sesle söylemeye cesaret edemiyor. Bu ülkede akaryakıt, sadece bir deponun içine hapsedilen bir sıvı değildir. O mazot; traktör olup tarlaya giriyor, kamyon olup yollara düşüyor; tarladan hale, halden markete, marketten de mutfağımıza ulaşıyor. Yani aslında biz markete gittiğimizde sadece domates, süt ya da deterjan almıyoruz; biz, aynı zamanda koca bir 'nakliye' maliyetini de satın alıyoruz. Haliyle akaryakıt zamlanıyorsa, iğneden ipliğe her şeyin fiyatı cep yakıyor demektir. Bunun kaçışı yok; bu, ekonominin en yalın ve en acımasız kuralı.

O yüzden biri çıkıp 'enflasyon düşüyor' dediğinde, aynı gün benzine zam geliyorsa; insanın aklıyla dalga geçiliyormuş hissi uyanıyor. Bu sadece cüzdanı değil, ruhu da yoran bir süreç. 'Yine mi kandırılıyoruz?' sorusu, aslında derinden gelen bir güvensizlik çığlığı. Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir; ekonomi her şeyden önce güvendir. Yarın sabah fiyatların ne olacağını bilmediğimiz bir ortamda ne plan yapabiliyoruz ne de önümüzü görebiliyoruz. Bu, matematikten ziyade sabır sınırlarını zorlayan bir çelişki.

Kabul edelim; enflasyon kâğıt üzerinde, tablolarda ya da sunumlarda düşebilir. Ama hayatın içinde akaryakıt zamlanmaya devam ediyorsa, o enflasyon sokakta hâlâ dimdik ayaktadır. Meseleyi şöyle hayal edin: Her gün üzerimize %10 hızla koşan bir canavar var. Hızı %5’e inince canavar durmuyor, sadece üzerimize biraz daha yavaş geliyor. Ama o canavarın sırtına akaryakıt zammı gibi bir 'yakıt' eklendiğinde, yeniden depar atmaya başlıyor. İşte biz buna 'maliyet enflasyonu' diyoruz ve bu döngü kırılmadığı sürece, sokaktaki insanın 'Enflasyon düştü' sözüne inanması imkânsızlaşıyor.

Hemen arkasından o bildik savunma geliyor: 'Bu zamlar küresel, dışa bağımlıyız. Doğru. Evet, dışa bağımlıyız. Ama asıl soru şu: Herkes bizim kadar mı yanıyor? Cevap maalesef hayır. Çünkü bazı ülkeler vatandaşına, 'Ben de zorlanıyorum ama bu yükü birlikte omuzlayacağız,' der. Bizde ise yük hep aynı adrese bırakılır: Halka.

Akaryakıtın neden her zaman ilk zamlanan ve en son indirilen kalem olduğunu biliyor musunuz? Çünkü kaçış yok. Arabanız olmasa da köyde yaşasanız da işe yürüyerek gitseniz de o bedeli ödersiniz. Devlet için en güvenli tahsilat kalemidir akaryakıt; kimse 'kullanmıyorum' diyemez. İşte bu yüzden, kurulan her 'enflasyonla mücadele' cümlesinin altı, pompada boşalıyor. Bir yandan 'sabredin' denirken, diğer yandan o sabrın üstüne bidonla benzin dökülüyor.

Asıl kırıcı olan da şu:

Bu zamlar artık sürpriz değil.
Ama normalleştirilmesi isteniyor.
“Alışın” deniyor.
Yeni gerçeklik” deniyor.
Oysa bu yeni değil, bu gerçeklik hiç değil.

Ben o haberi görünce şunu düşündüm:
Eğer akaryakıt zamlanıyorsa,
eğer taşıma zamlanıyorsa,
eğer üretim pahalanıyorsa…
Bu enflasyon hangi yoldan düşecek?

Cevap basit ama söylenmiyor:
Düşmeyecek.
Çünkü düşmesi için önce gerçeğin kabul edilmesi gerekir.
Biz ise her seferinde başka bir hikâyeyle oyalanıyoruz.

Belki de mesele rakamlar değil.
Belki de asıl sorun, insanların artık kandırıldığını hissetmesi.
Çünkü bir ülkede güven kayboldu mu ne enflasyon iner ne hayat hafifler.

Sorun petrolün fiyatı değil; sorun, yükün hep aynı omuzlara binmesidir.

Bir Cümleyle Söylersek:

Şu bir gerçek ki; depo dolmadan tencere ucuza kaynamıyor. Akaryakıt fiyatları bu kadar oynakken enflasyonun kalıcı olarak düşmesini beklemek, rüzgâra karşı ıslık çalmaya benziyor. Bizim istediğimiz mucizeler değil; sadece aldığımız maaşın ay sonuna kadar nefes alabilmesi ve verilen sözlerin artık pazar poşetlerine yansıması.

Siz ne dersiniz? Sizin cüzdanınızdaki o 'domino etkisi' bugün hangi etiketi devirdi?

 Sevgiyle Kalın.

Arzu SEKİN

 

HANİ ENFLASYON DÜŞECEKTİ?

  Gazete sayfalarında dolaşırken yine o bildik haberle göz göze geldim: 'Akaryakıta dev zam geliyor.' Artık bu durum bir refleks h...